Ne güzel bir ananemizdir düğün törenleri. Birbirini seven
insanlar, yöredeki tüm dostların desteği ve katkısı ile mutlu bir geleceğe adım
atma yolunda ilk girişimlerini yapmaktadırlar. Güzel yurdumuzun dört bir
köşesinde ayrı güzelliklerle yapılır bu törenler.
Her yörenin örf ve adetleri gereğince, değişik şekillerde
yerine getirilir bu mutlu ve kutlu görev. Ama özüne baktığınızda anlamı ve
anlattıkları hep aynıdır. Bunun sebebi ise kanımızca; ÖzTürkler olarak bu
geleneği sürdüren toplulukların , genel olarak aynı topraklar üzerinden göçe
başlayarak, hemen hemen aynı güzergahtan geçerek değişik bölgelere dağılmaları
ve ananelerini unutmadan yaşamalarıdır.
Ancak, günümüzde köy bazında topluluğun bozulmaya başladığı ve
kentleşmenin hızlandığını göz önüne alırsak, anlatacağımız uygulamanın
bugünlerde çok az olduğunu da kabul etmek lazımdır.
Biz sizlere, Mersin İli Mut yöresinde yaşayan tahtacı
obalarının (Kumaçukuru, Köprübaşı ve Meydan-Yeşilyurt bölgesinde yaşayan) Düğün
geleneklerini anlatacağız. Bu çalışmamızda Katkılarını esirgemeyen Annem Elif ve
Kumaçukuru köyünden Dost Hasan ŞAHİN’ e teşekkür etmeden konuya girmeyi uygun
bulmuyorum.
Tahtacı topluluklarında tamamına yakın olarak kendi köyünden
kız alıp kız verme geleneği mevcuttur. Civar köylerden de kız alınıp verilir.
Ama esas kıstas, Alevi-tahtacı olmasıdır. Medeni yasa kabul olmadan önce de
tahtacılar tek eşle evlenmişler ve bu adeti hiç bozmamışlardır. Gayrı meşru
yaşam kesinlikle kabul edilemez bir olgudur.
Birbirine gönül veren gençler ailelerin karşılıklı konuşup
anlaşmasıyla evlendirilir. Ailelerin karşı çıkıp, gençlerin evlendiği de oluyor.
Kız kaçırma olarak bilinen bu olay, günümüzde tahtacı obalarında nadirdir.
Tahtacılarda başlık parası uygulaması yoktur. Ancak Heybe(hebe, heğbe de denilen
çift gözlü çanta biçiminde bir örgü) içi *(1) denilen adet vardır.
(Sembolik olarak süt parası adı altında kızın annesine alınan
bir hediye olarak uygulanan yerler vardır. Mesela aynı yörede Yeşilyurt
Köylüleri bunu zaman zaman uygular. ).
Evlilik için ilk iş kız istemek. Oğlan babası aklı başında,
sözü dinlenir, ağzı laf yapan, saygın, yaşlı üç erkekten bu işi üstlenmelerini
diler. Bu üç kişiye (düğün gocaları) lakabı takılır. Bu ismin bu üçkişinin düğün
törenin en önemli ve başlangıç işini yaptıkları için takıldığı söylenir (ayrıca
“goca” tabiri tahtacı obalarında o topluluğun büyükleri, söz geçenleri, saygın
kişilerine verilen bir lakaptır. ). Bu üç kişi erkek evinde toplanır ve evden
çıkmadan bir horoz bulunur,
Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali denilerek hayırlı haberler
getirilmeleri niyeti ile dualarla horoz kesilir. Burada dua dediğimiz düğün işi
ile ilgili hayırlar talep eden sözlerdir. Mesela” Allahım hayırlı işe girdik,
yüzümüzü ak et, sonu hayırlı olsun, yolumuz uğurlu olsun” gibi.
Horoz burda bu işin başlangıcında hayırlar getirilmesi için
yapılmış bir adak gibidir.
Bu horoz, düğün gocaları kız istemeden geliceye kadar pişirilir
ve onlar gelince hayırlı olsun dilekleriyle beraberce yenilir.
Kız istemeye giden düğün gocaları bu işi üç kez tekrarlarlar
genelde. Yani kız evine kız istemeye üç kez gidilir. Bu da Kız evi Naz evi
geleneğinin bir uygulamasıdır. İlk istemede Kız babası Biz kendi aramızda bir
konuşalım der. İkinci istemede uzaktaki akrabasıyla konuşmak için zaman istenir.
Üçüncü istemede zaten herkes kendi çevresine düğünün olacağını haber vermiştir
bile. Bazı bölgelerde Şeker denilsede, Bu olaya Mut tahtacıları Tatlı Yeme veya
söz kesme derler. Cuma akşamı (Perşembeyi Cumaya bağlayan gece) mümkün olmazsa
Pazar akşamı(Cumartesiyi Pazara bağlayan gece) Bütün köy halkı kız evine
çağrılır. Önce kıza bir yağlık, tülbent,(ortalama 50*50 ebatında ince bezden
başa bağlanan rengarenk veya tek renkli bir tür bez) verilir. Kız bu verilen
tülbenti Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali diyerek üç düğüm atar. Ve Kaynanaya
teslim eder. Bu; Ben bir alevi kızı olarak töremize uygun şekilde , karşımdaki
erkeği ailelerin huzurunda kabul ediyorum demektir. Daha sonra
Söz yüzükleri takılır, genelde düğün gocalarından birisi
yüzüklerin bağlı olduğu bağı (kurdela) , bir konuşma yaparak keser. Örnek bir
konuşma” Kızımız Sebahat ile Oğlumuz Hakan Birbirlerini sevmişler, Hak Muhammed
Ali huzurunda yolumuza girip, bu sevgilerini izdivaçla neticelendirmek
istemişler. Bize düşen onlara Alevilik töresi gereği yol göstermektir. Bu iki
genç yolumuza girip talip olmuşlardır. Allah Muhammed Ali onları doğru yoldan
ayırmaya, sevgilerini daim kıla. “
Bunun ardından,
Bisküvi ve lokumlar tepsilere konularak önce evlenecek gençlere
ve oradaki herkese limit gözetilmeksizin dağıtılır. Yiyen herkes hayır duaları
ederek yeni çifte manevi desteklerini esirgemezler.
Bu olay böylece sona erdikten sonra her iki tarafta düğün
hazırlıklarına başlar.
Düğün boyunca yenecek ekmekler , kız ve erkek evi tarafından
toplanılarak birkaç gün önceden yapılır. Günümüzde Ev Ekmeği denilen ekmekler
için hamur bir genç kız ve delikanlı tarafından yoğrulur bir kişi de suyunu
döker. Bu esnada oğlan bırakır. (Oğlanın orda olması semboliktir. Yani her işte
erkek kadın beraberdir manasını vermek için) Kızlar devam ederler. Genişçe bir
bölgeye toplanılır, ateş yakılır, üzerine sacayağı(*) konur ve yaklaşık 50-60
cm. çapında olan sac çukur tarafı ateşe gelecek şekilde yerleştirilir. Ekmek
hamurları bu sactan dışarı biraz taşacak şekilde yuvarlar ve çok ince olarak
açılır ve pişirilir. Pişirilen bu ekmekler bir sini(70-80 cm. eninde tepsi. )
içine konur. Bu ekmek kullanılacağı zaman hafiften üzerine su serpilerek
yumşatılır ve dürülerek yenecek hale getirilir. Ekmek yapan kızlara güzel bir
kumaş parçası kesilerek verilir. O günün hatırası olarak saklanması için kızlara
verilir.
Düğünler genelde hafta sonları yapılır. Düğüne Bayrak Dikme ile
başlanır. Cuma-C.tesi-Pazar günü sürecek düğün için Çarşamba günü Asbap (esbap)
günüdür. Yani çeyiz gösterme günü. O gün kız evinde bir horoz kesilir ve
yemekler yapılır. Oğlan evi alınan asbabı (yani kıza alınan çeyiz eşyalarını)
kız evine götürür. Sandık iki görevli tarafından taşınır ve görev bitince bu
kişiler sandıkta bağlı bulunan havluları alırlar. Sandık açımında Görevliler
sandığı hemen açmazlar. Erkek evinin şanındandır diye anahtar sandığa uymuyor,
çeyiz açılmıyor diyerek söylerler. Sonra kız anası görevlilere bir hediye
vererek( bir havlu, bir giyim eşyası v.b.) sandığı açtırır. Sandık açılınca
görevli kişi kıza alınan asbabı gelenlere gösterir. Burdaki amaç erkek evinin
kız tarafına aldığı çeyizi göstermektir. Daha sonra toplanan kişiler kendi
getirdikleri hediyeyi görevliye verir. Görevli onların isimlerini söyleyerek
hediyeyi gösterir. Mesela Kocamanın karısı Güllü’den bir Tabak takımı gibi..Tüm
bunlardan sonra Asbap Kesme denilen olay yapılır. Gelin bir yastığa oturtulur.
Gelinin bohçası yaşlı ve bilgili bir görevli kadın tarafından üç kere “
Muhammede Salavat, Sallallahü Muhammed, olayımız kutlu olsun, kutlu diyenin ağzı
tatlı olsun” denilir.
Bu iş bitince gelen misafirlere sofralar kurulur yemek
verilir.
Cuma günü köyün evlilik çağındaki gençleri, sahur zamanı
kalkarak, bayrağı asmak için direk kesmek amacıyla hep birlikte toplanırlar. Ve
Av tüfeği ile ateş ederek ormana giderler. Orda en uzun ağacı bularak keserler.
( bu uygulama günümüzde aynen devam etmekle, ormanlık arazide orman idaresi ile
istişare edilerek önceden kesilmesine izin verilen ağaç tespit edilerek kesim bu
şekilde yapılır.) dalları budanarak omuzlarına alarak önde üç kişi silah atarak
yürür. Diğerleri direği sırasıyla omuzlarına alarak köyün yakınına gelince
duraklanır. Türküler söylenir, oyunlar oynanır. Genelde Mengi *(2)denilen yörede
oynanan 9/8 lik ritimli oyun oynanır. Veya iç anadolu yöresinden Yörede yöre
ağzı ile “Şıkırdım “ denilen misket türü oyunlar oynanır. Bayrak direği erkek
evine gelir. Bayrak direğinin dikileceği yere dua edilerek bir horoz kesilir ve
bu horoz eti ile o gençlere bir yemek hazırlanılarak yedirilir. Yemek
hazırlanırken çukur kazılarak direk dikilir. Direk dikilmeden önce bayrak
bağlanır, direğin ucuna portakal, nar, elma, ayva, birde ayna takılır.
Cumartesi Günü Sabah herkes yatakta iken davulcular gelir.
Yörede Kaba davul, Keman ve Klarnet (yöre ağzı ile gırnata) dan oluşan bir saz
ekibi vardır. *(3)
Düğünleri herşeyi ile koordine için iki genç görevlendirilir.
Bayraktar ve Copcu denilir bu kişilere. Genel bir deyimle Bayraktar 1. yetkili,
Copcu onun yardımcısıdır. Düğünün tüm koordine ve yürütülmesinden onlar
sorumludur. Bayraktar 60-70 cm.lik bayrak takılmış bir sopa, copcu ise yine o
boylarda bir ağaçtan yapılmış cop taşır. Bunlar kutsal emanet gibidir. Kız evi
tarafından süslenerek verilir görevlilere. Ve bu görevliler düğünü bitimine kız
, erkek evine ininceye kadar bayrak ve copa iyi sahip olmalı ve öyle teslim
etmelidir erkek evine.
Düğün boyunca muzip gençlerce bu bayrak veya cop saklanır ve
onlardan düğün hediyesi talep edilir. Bu genelde düğün ortamında içilecek bir
ufak rakı birkaç bira veya tavuktur. Bayrak ve cop erkek evine teslim edilmeden
düğün bitmez.
Bayraktar ve copcunun koluna kırmızı kurdela bağlanır. Bu
görevliler düğün süresince dediğimiz gibi her şeyden sorumludur. Çalgıcıların
sevki, toplanan halkın düzeni, gelin ve damadın istekleri, düğündeki diğer
görevlilerin koordineleri gibi çok ağır bir görevi vardır bu kişilerin. Bu arada
kazanlar kurulur. Keşkek, topalak*(4) gibi yöresel yemekler ve kuru fasulye
pişirilir. Öğlen yemekler yenir. Bu arada eğlence tüm hızıyla devam etmektedir.
Davulculara durmadan çaldırılır. Gençler mengiler döner, halaylar çekerler, .
Orta yaşlıların oynadıkları mengi oyunu ilgi ve hayranlıkla seyir edilir. Eski
toprak denilen bu kişilerin tahtacı geleneğinin en canlı örneği oldukları
bilinci ile onların oyunları saygı ile izlenir. Ve alkışlanarak onlara şevk
verilir. Bilindiği gibi Tahtacıların kendine özgü oyunudur Mengi.
Akşamüzeri kına gezdirilir. Kına için görev verilen genç kızlar
çalgı ekibi ve diğer gençlerle birlikte mahallede gezdirilir ve oğlan evinin
önüne gelinir. Bir tepsiye konan ve üstü kırmızı bir yazmayla örtülü kınayı
Kaynana, görevli iki genç kıza birer yazma bağlayarak teslim eder. Gençler
kınayı oyunlar oynayarak kız evine götürüp teslim ederler. Kız anası da bu iki
görevliye yazmalar bağlar. Düğün yemeğinde yenecek olan Keşkek için döğmeler
(Buğdayın taş dibekte tokmaklarla dövülmesi) gençler tarafından düğün sabahı
davulcu gelip evleri gezdikten sonra, üç genç kız leğenlere konmuş buğdayları
kaynanadan teslim alırlar. Leğenleri başlarına alarak, tüm gençler birlikte geze
geze , taş dibeğin olduğu yere gelinir. Herkes sırası ile tokmakla dibeğin içine
konan buğdaya vurarak döğmeye katkıda bulunur. Bu arada çalgı ekibi çalmaya
devam eder, döğme haricindeki gençler oyunlara devam ederler.
Döğme işi bitince köy çeşmesine gelinir. Orda döğmeler yıkanır.
Kim bu işi çabuk yaparsa o en güzel örtüyü alır , diğer iki kızda hediyeler
alır. Yenilecek her yemekten önce bu tekrarlanır.
Cumartesi günü akşamüzeri yemekler kız evinde pişirilir. Ve
orda düğün ahalisi yemeğini yer. Akşam Kına gecesidir. Düğünün en önemli
bölümüdür. O akşam uzaktan yakından tüm akraba dostlar gelir. Bazı konuklar
zamanı kısıtlı olduğundan sadece o gece için gelirler. O gece çok coşkuludur.
Herkes içinden geldiğince, coşkuyla oynar. O arada gelin süslenip gelmiştir.
Topluluğun görebileceği ama oyunlara engel olmayacak şekilde yerleştirilen bir
masaya gelin damat ve onların sağdıçları otururlar. Gelin ortama ilk gelişte
herkes alkışlayarak karşılar. Gelin ve damat ortaya gelir damat gelinin duvağını
kaldırır ve alnından öper. Dans ederek bir anlamda törenin açılışını yapar.
Sonra yerlerine otururlar. Oyunlar belirli bir zaman oynanınca gece yarısına
doğru çalgılar susar. Ve takı merasimi yapılır. Bu merasimde öncelikle Tatlı
Yeme törenindeki gibi bir konuşma yapılır. Birbirine kurdela ile bağlı yüzükler
gelin ve damada takılır. Konuşmayı yapan saygın kişi, makasla kurdelayı
kesecektir ama takı töreninin başlaması için açılışı sağlamalıdır. Bu makas
kesmiyor diyerek damat babasının ilk hediyeyi vererek başlangıç yapmasını ister.
Mesela kayınbaba 50 milyon takar geline. Konuşmacı makas yine kesmiyor der.
(tabi bu durum damat babasının durumuna göre yapılır veya kısa yapılır. ) baba
yine bir miktar para koyar ve makas nihayetinde iyi dileklerle kurdelayı keser.
Sonra yakın akrabalardan uzak tanıdıklara sırayla herkes getirdiği takıyı anons
ettirerek geline takar. Mesela “ Gökçe’ nin hanımı Topak Ayşe’ den Bir burma
bilezik, Gelinin abisinden bir beşibiryerde gibi.......
Bundan sonra topluluktaki kişiler gücü yettiğince maddi
yardımlarda bulunurlar. Bu yapılan yardımlarda anons edilerek duyurulur.
Böylelikle herkesin karınca kararınca genç çiftin kuracakları
yuvada pay sahibi olmaları , destek olmaları sağlanır.
Takı ve para takma işi bitince eğlence tekrar başlar. Saat
00.00-01.00 civarında eğlence tekrar durur ve kına töreni başlar. Yere bir çul
serilir. Gelin , daire şeklinde oturmuş diğer genç kızların ortasına oturur.
Bütün kızları renkli yazmalar bağlanır. Kınayı taşıyan genç kız ve yardımcısı
biri kınayı karar, birisi suyu döker. Bu arada Davul hariç , klarnet ve keman
Kına türküsünü çalarlar. Topluluktaki tüm genç kızlar kına türküsünü
söylerler.*(5) Daha sonra kına karma işi tamamlandığında ilk kına kız eline
sürülür ve kızın her iki eli yazma ile bağlanır.
Sonra tepsi sıra ile topluluk içinde gezdirilerek herkesin
kınadan eline sürmesi sağlanır.
Kınayı eline süren kişi dilerse, yine yeni çifte katkıda
bulunmak için kına içine bir miktar para koyar. Evlilik çağındaki gençler kına
ile ellerine yavuklusunun yada sevdalısının adının baş harfini yazar. Buda bir
sevgi gösterisi olarak gençlerin yaptığı bir uygulamadır.
Kına dağıtımı sona erdikten sonra Ortam uygunsa eğlenceye devam
edilir .ve o gece öylece sona erer.
Pazar Sabahı çalgıcılar gene çok erkenden kaldırılır. Buna “Dan
Davulu” denir. Herkes davul sesiyle uyanır. Davulcu ve görevliler evleri birer
birer gezerler. Akşama kadar eğlenceler gene sürer. Oğlan evinde yemekler yenir.
Kız evine gelinir. İkindi zamanı kız evinden kız alma zamanı gelince Atlar
süslenir, kulaklarına renkli yazmalar bağlanır. Gelinin atı en süslü olan attır.
Gelin ata iki görevli tarafından bindirilir ve atın ipi onlar tarafından
tutularak yürütülür. Günümüzde ise Atın yerini arabalar aldığından Arabalar
süslenir, tüm arabalara erkek evi tarafından, havlular , mendiller, yazmalar,
bağlanır. Tabii ki kız evi
Naz, feryat, figan evidir. Kolay mı? 18-20 yıllık bir ağaç,
kökünden ayrılıp yeni bir toprakta yeşermek için gitmekte. Gelin evden çıkmadan
kız anası veya babası bu üzüntülerini dile getirecek ağıtlar söylerler.
Örnek: Gideyim gideyimde tozlu yollara, karışaydım da boz
bulanık sellere
Adı şanı duyulmadık ellere, gitmeyince gönül yardan
ayrılmaz.
Gelin evden çıkmadan Baba kızın yanına gelir. Tercihen kırmızı
bir yağlığı(tülbent) kızın beline dolar “ Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali “
diyerek üç kere düğüm atar. Düğüm içine Arılık (evden çıkarken verilen son
hediye ) olarak bir miktar parayı kuşağa takar. Gelinin ayakkabısını erkek
kardeşi( yoksa kız kardeşi de olur) içine para koyarak dua edip giydirir. Buraya
konan para gittiği yerde bolluk yaşasın anlamına gelmektedir. Eski zamanlarda
Gelin at ile gezdirile gezdirile atın yanında birkaç yengesi ile düğün ve çalgı
ekibi beraberce dolaşarak erkek evine gidilirdi. Yol boyunca değişik yerlerde
durulur, bu yerlerde gençler, yaşlılar coşkuyla oyunlar oynarlar. Şimdi Kız evi
evden alındıktan sonra süslenmiş gelin arabasına sağdıçlar ile birlikte binilir.
Şoför yanına damat babası oturur. Gelin arabası konvoyun en arkasındadır. Tüm
arabalar erkek evince verilen mendil, havlu ve yazmalarla süslenmiştir. Konvoy
köy, mahalle aralarında kornalar çalarak dolaşırlar. Yeni yetme gençler ise
gelin arabasının önünü kesip düğün sahibinden harçlık almak için fırsat
kollamaktadırlar. Konvoy müsait yerlerde durup, oyunlar ve halaylar için mola
verir. Erkek evine gelindiğinde evin damında bir kova su , bir poşet şeker ve
bozuk para bekler. Erkek sağdıç ve damat evin damına çıkarak önce şeker ve bozuk
paraları ordaki topluluğa atar. Burda sizinde bahtınız açık olsun, umarım benim
gibi hayırlar sizide bulur denmektedir bu hareketle. En sonunda da şeker
bekleyen insanlara kovadaki su dökülür. Burda su bereketi temsil etmektedir.
Bereketin herkesin üzerine olması dileği ile su dökülür.
Bolluk ve bereket dilekleri ile tüm bunlar yapılır.
Daha sonra Gelin arabadan iner. Gelin ana kapıdan girmeden
Erkek tarafınca, akşam son kez ahaliye yedirilecek yemek için kurban gelin ve
damat kurbanın yanına getirilerek, Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali, Yolunuz Ali Yolu
Bahtınız açık olsun. Doğruluktan ayrılmayasınız, elinize dilinize belinize sahip
olasınız dilekleri ile kurban kesilir. Kanı gelin ve damata sürülür.
Damat ve gelin birlikte evin kapısına gelirler. Evin kapısına
bir iplik bağlanır. İpliğin bir tarafına yağ, bir tarafına bal sürülür. Bazı
Zamanlar ise gelinin eline bir yağ birde bal kavanozu vererek yağ ve balı kapıya
eli ile sürmesi sağlanır. Bu gelinin erkek evinde geçiminin iyi olması, yağlı
ballı olması, husumetinin olmaması, dileğini sembolize eder. Kapının önüne yine
helke dolusu su konur. Gelin bütün gücüyle helkeyi tekmeler ve kapıya bağlı
ipliği kırar. Helkedeki su bolluk bereketlik sembolüdür. Ve Eve bu dökülen su
ile bereket ve bolluk gelmesi, eksilmemesi dileğini anlatır. Daha sonra gelin
Evin içine damatla birlikte girer. Artık Yörede Gerdek gecesi denilen Zifaf (ilk
gece) başlamıştır.
Düğünün dışarıdaki son töreni ise Bayrak indirmedir. Gelin eve
gireceği esnada esnada, Dikilmiş olan bayraktaki meyveleri düşürene kadar,
kendine güvenen kişiler sırasıyla silah atarlar. En önce düşürenin kısmetinin en
yakın olduğu söylenir. Daha sonra direk indirilir ve dibine biraz evvel gelin
damat eve girerken kesildiğini söylediğimiz kurban kesilir. Bu misafirlere Sac
kavurma yapılarak ikram edilir.
Eve sadece damat, gelin ve sağdıçları girer. Gelin ve Bayan
sağdıç bir odada, damat ve erkek sağdıç bir odada, konuşurlar. İlk gecenin
mahremiyetine binaen, bu tecrübeyi daha önce yaşamış ve gelin damadın sırlarını
ömür boyu taşıyabilecek ve evli olan sağdıçlar çifttin korkularını yenmelerine
yardımcı olacak şekilde konuşurlar. Daha sonra Bayan sağdıç odadan çıkar ve
Damat gelinin yanına gelir.
Gelinin yüzünü açmadan ona bir hediye (saat, çeyrek altın,
kolye, bilezik) takar yüz görümlülüğü olarak .Geline hoş geldin der. Ve odaya
bırakılmış sürahide hazırlanmış şerbeti ikram eder. Bu şerbette ağız tatlılığını
sembol eder. Ağzımız daim tatlı olsun, hoş olsun anlamında. Bu arada sağdıçlar
evden çıkarak komşu bir eve giderler.
Yatağa önceden Beyaz bez parçası dikilir. Çiftin
beraberliğinden sonra çaputtaki lekeye bakarak (buna yöre ağzı ile “ Kız nişanı
“ veya “Yüzakı” denir. )gelin, kız çıkmışsa , Damat üç el silah atar. Sağdıçlar
komşudan eve gelirler. Onlara mutluluklar dilerler. Yatağa dikili çaputu bayan
sağdıç alır ve kaynanaya verir. Kaynana gelini ve oğlunu öper. Onlara mutluluk
diler. Geline bir hediye (altın takı, saat vb. ) verir. Bunun yapılmasındaki
amaç, Gelin kızın evleneceği erkeğe arıyla, namusuyla gelip gelmediğini,
dedikoduya mahal vermeyecek şekilde yapılan bir uygulamadır. Halen
uygulanmaktadır.
Ertesi sabah Gelin süslü bir elbise giyer. Başına kırmızı örtü
örter, damat ve sağdıçlarla birlikte ilkin kaynana ve kayınbabalar, daha sonra
komşularının ellerini öpmeye giderler. Bu ziyarette sağdıç elindeki poşete
yazmalar koyar. Ziyarete gidilen eve bu yazmalardan birer tane bırakılır. Bu
çiftin akrabalara bir hediyesidir. Ziyarete gidilen evdekilerde dilerlerse çifte
takı veya para takarlar. (Yörede üç ayrı bölgede yaşayan tahtacılardan
Kumaçukuru tahtacıları yukarıdaki uygulamayı şu şekilde yaparlar. Sabah gelin
kız kırmızı olmak kaydıyla giydirilir. Damat, gelin, kaynana ellerinde su dolu
ibrik , köyün saygın insanlarının ve yakınlarının evlerini ziyaret ederler. Yeni
gelin onların eline su döker ve bir havlu atar. Ziyarete gidilen büyükte
gönlünce bir hediye verir Geline. )
O gün öğle sırasında BAŞBAĞI yapılır. Artık Başbağlama merasimi
başlamıştır.
Kaynana akşamdan Damat ve gelin oğlan evine girerken kesilen
kurbanın kellesini Közleşmiş kömür üzerinde üter, pişirir ve sabah olunca bir
kadın (görümcesi, eltisi veya kız kardeşi )görevli, köy kadınlarının başbağına
çağırır. Çağrılan evlere birer karanfil veya şeker bırakılır. Öğle vakti bütün
kadınlar toplanırlar . Gene bilge, yaşlı ve sözü geçen bir kadın(genellikle
mürebbinin hanımı olur ) Gelin ortaya gelip yönü Kıbleye doğru oturtur, Gelinin
bohçasını alarak yere vurur. “Muhammede salavat, Sellallahü Muhammed, Kutlu
olsun, Kutlu deyenin ağzı tatlı olsun” diye üç defa bohçayı yere vurarak
tekrarlar. Ordaki diğer kadınlarda hep bir ağızdan “Kutlu Olsun” derler.Sıra
başbağı için gelinin giydirilmesine gelmiştir. Önce Göynek(atlet) giydirilirken
yakası açılır gelinin başına tutularak 3 defa” Muhammede salavat, sallallahü
Muhammed” diye tekrar eder ve göyneği giydirir. Sonra Zıbını(Zubun)
giydirir.Zubun üzerine üç eteği giydirilir. Onun bel kısmına Darabulus kuşağını
kuşatır ve darabulusun üstüne uçları süslü uzun bir kuşak kuşatır ama kuşağın
ucundaki süsler tokalar gelinin bel kısmından aşağı arka tarafına doğru sarkar.
Zıbının önüne de peştamal dediğimiz yarım etek şeklinde bir giysi daha
kuşatılır. Daha sonra gelinin başına paralarla boncuklu güllerler süslenmiş
tellik(paralı fes) giydirilir. Ucu yırtmalı ve renkli çapıtlar ulanmış
(eklenmiş) rengarenk bir başörtüsü örtülür. Örtünün üzerine de menekşe, kırmızı
ve yeşil renklerden eklenmiş demor(Grap) denilen bir çeki çekilir. Çekinin
üstüne de Tomaka denilen Paralı Fese(Tellik) hem desen, hem de ağırlık vermesi
için çengel iğneli gümüş para ve zincirlerle süslenmiş bir süs eşyasıda üstüne
bağlanır. Baş bağı çok süslüdür. Gelinin ağzını bir yazmayla bağlar. Kaynana
geline nasihatler eder. Mesela “ Doğru ol, elini harama sürme, eşinle iyi geçin,
eline, beline, diline sahip ol, büyüklerinle iyi geçin, Yoluna sahip çık (Burada
yok Tahtacı gelenek ve görenekleridir. ) “. Sonra ona bir hediye vererek
ağzındaki yazmayı çözer. Gelinle kaynana karşılıklı türküler söylenerek
oynatılır. Kaynana düşer gelin kaldırır, gelin düşer kaynana kaldırılır. Burda
gelin ve kaynananın birbirlerine dar günlerinde sahip çıkacağı sembolize
edilmektedir.
Sonra gelinin eteğine erkek ve kız çocuk elbiseleri konur.
Gelin hem döner hem elbiseleri havaya atar. İçlerinden bazılarını kapar. Bu
hareket üç defa tekrarlanır. Kaç tane elbise kaptıysa o kadar çocuğu olacak ,
diye alkışlanır. İlk kaptığı elbise, erkek elbisesi ise ilk çocuğunun erkek
olacağına delalettir. Hiç kapamazsa çocuğunun olmayacağına inanılır.Sonra Damat
çağrılır ve içerde gelinle beraber ordaki herkesin elleri öpülür. Bir alkış
kopar. Gelin ve Damat dışarı çıkarılır. Ardından bir bohça içinde “Yüzakı” (“
Kız Nişanı “)yere serilir . Herkes bakar ve gönlünden kopan para veya altın takı
birakır oraya.Gelin tekrar çağrılarak herkesin elini öper. Herkes ona mutluluk
diler. Daha sonra sofralar kurulur tercihen Kelle paça ve yemekler yenir.Bu
yemekten gelin ve damat yemez. Sebebi ise kendi başlarını yemesinler (yani
kendilerine zarar vermesinler inancı ile)Ve böylece Düğün töreni Komple sona
ermiş olur. (Başbağı ile ilgili resim sırası 5-18. ve 24-25. nci resimlerdir.
)
Gelin Kayınbabası ile Konuşmaz. Ne zaman ki kayınbaba gelinine
bir hediye (takı, para, giysi vb.) verir o zaman gelin konuşur. Buna yörede
“Söyletmelik” derler.
(*) SACAYAĞI: 20’şer cm. uzunluğundaki üç demirden oluşmuş bir
üçgen ve bu üçgenin her üç köşesine yere dik gelecek şekilde kaynatılmış 15 cm.
uzunluğunda ayaktan oluşan , üstünce sac koymaya yarayan bir demirden yapılı
alet.
- Heybe içi çok eski bir adettir. Yöre tahtacılarında Köprübaşı ve
Kumaçukuru köylerinde vardır. (Sınamış( Şimdiki adı Yeşilyurt) Köyünde bu
adetin değişik olarak Kız anasına Süt parası adında alınan bir hediye yada
sembolik bir para olarak uygulanır. ) Geline Asbap (giysi ve takılar)
alınırken, gelinin yakın çevresine alınan hediyelerdir. Gelinin erkek
kardeşine, babasına, kız kardeşine gibi... Erkeklere; şapka, ceket, gömlek,
çorap, tespih gibi şeyler alınır. Bayanlara; Şalvarlık, yazma, çorap gibi
şeyler alınır.
- Mengi ;Kadın ve erkeğin beraber oynadığı, en az iki kişi ile oynanan ritme
göre ayak ve el hareketi yapılan bir oyundur. Genelde Kalabalık bir daire
yapılır ve dönerek oynanır.
Şu dağların yükseğine erseler, lale sümbül mor menevşe
derseler
Bir güzeli bir çirkine verseler, güzel ağlar çirkin güler her
zaman
Vara vara vardık alma(elma) deresi, uzak kaldı nazlı yarin
arası
Artıyo geçmiyo gönül yarası, mevlam sevdiğimi bulur bir
zaman
Dermanını verir bir zaman
- Düğünlerde artık eski çalgılar(Klarnet, Keman, Kaba davul) eskiyi yaşatmak
için çağrılmaktadır sanki. Kına gecesinde genelde org, Elektro saz, darbuka
dan oluşan orkestralar müzik yapmaktadır. Ancak hemen hemen herkes yine eski
çalgı takımını ayrıca çağırmakta ve düğün açılışı onunla yapılmakta, yine
gündüz yapılan eğlencelerde bu ekip müzik yapmaktadır.
- Keşkek, Topalak.
TOPALAK: Et ve bulgur beraber yoğrulup, ufak misketten biraz
büyük yuvarlak şekile getirilir. Bunlara nohut ve fasulye eklenerek sulu yemek
gibi hazırlanır.
KEŞKEK : Aşureye benzer , yağlı ve yoğurtlu bir yöresel
yemek. (ayranlısı ve şekerlisi yapılır)
- Kına Türküsü.
Çattılar ocak taşını, kurdular düğün aşını
Çağırın gelsin anasını(kardeşini), yaksın kızın
kınasını
Evlerinin önü kavak, kavaktan dökülür yaprak
Elin kına yüzün duvak, kız anam kınan kutlu olsun (söyle
dilin tatlı olsun)
Gül ağacı boğum boğum, gül yaprağın dökmüş bugün,
Beş kardeşin bir bacısı, Bülbül olmuş ötmüş bugün.
Atladı geçti eşiği, sofrada kaldı kaşığı,
Büyük evin yakışığı, kız bacım kınan kutlu olsun(vardığın
evler tatlı olsun)
Ak helkeyi susuz koyan, büyük evi ıssız koyan
Anasını kızsız koyan , kız bacım kınan kutlu olsun.
Şu karşıdan ark dolanır(akıyor), haydi bizde akalım
Eller kınasını yakmış, haydin bizde yakalım.
DÜĞÜN HATIRALARI
Bizim köyden Gubaran Hasan (gubarmak= kibirli, kendini
beğenmiş)’ ın oğlu Kör Bayram , Döne kıza aşıktır. Döne Paşa Memet veGülistan
Kadının kızıdır. Bayram Döne kıza mani ile haber yollar.
Elinin Kınasına, Saçının Sırmasına
Döne kıza söyleyin, Bakmasın Başkasına
Döne, Bu maniye karşılık olarak Bayram’a şöyle söyler.
Kar yağar kepek gibi, gön doğar ipek gibi
Söyleyin kör Bayram’a , ürmesin Köpek gibi.
Bayram’ ın babası Gubaran Hasan dede bunu duyar. Çok bozulur
bu söze. Ve Şöyle söyler.
Sınamış(Şimdiki Yeşilyurt Köyü)’ ın dört tarafı çalı, Paşa’
nın namısı arı
Döne kız değil karı, yayık yayar kuyruk çırpar Gülistan.
Aşık olan gubaran Hasan’ ın söylediği bir
şiir.
KATIRLARI YİTEN GUBARAN
Der ki Hasanım kendi özünden
Kanlı yaşlar döker gözünden
Katırları bulursam ırmam gözümden
Bilemem tecellim neyere varır.
Â
İledinin dibinde hemen ağlarım( İledin= yörede yetişen çam türü
bir ağaç)
Viran oldu mor sümbüllü bağlarım
Aşık oldum bülbül gibi söylerim
Bilemem tecellim nereye varır.