ÇANAKKALE-BALIKESİR KAZDAĞI TÜRKMEN'(TAHTACI) LERİNDE İKRAR
ALDIRMA
Piri ER
Balıkesir-Çanakkale
Kazdağı Türkmen (Tahtacı) köyleri, dördü Çanakkale Ayvacık ilçesine bağlı;
Güzelköy (Kısacıkaltı), Uzunalan, Tuztaşı ve Bahçedere köyleri, Balıkesir
Edremit İlçesine bağlı Yedi Köy, iki mahalleden; Doyran, Arıtaşı, Kavlaklar,
Tahtakuşlar, Mehmetalan, Çamcı, Hacıaslanlar köyleri ile Güre beldesi Yassıçal
mahallesi ve Avcılar Köyü Kızılçukur mahallerinden oluşmaktadır.
Ayvacık'a bağlı
Güzelköy, Uzunalan ve Tuztaşı köylerinde mescid, Bahçedere köyünde ise cami
bulunmaktadır.
Edremit'e bağlı;
Çamcı ve Doyran köylerinde cami bulunmaktadır.
Köylerin hiçbirinde
cem evi yoktur. Cem'ler evlerde yapılmaktadır.
Cami ve
mescid'lerin 1980 sonrasında yapıldığı dikkat çekmektedir. (Çamcı cami 1980,
Güzelköy mescid 1987, Uzunalan mescid 1989)
Bu köylerde yapılan
çalışmada köylülerce, cami ve mescitlerin köy halkı tarafından değil devlet
eliyle yapıldığı, köylünün herhangi bir istekte bulunmadığı ve mescit ve camiye
bayramdan bayrama gittikleri, namaz kılarken okunması gereken duaları
bilmedikleri imama uyarak namazı kıldıkları, bu konudaki günahın imama ait
olduğu, çünkü imamın bu iş için devletten para aldığı beyan
edilmiştir.
Asıl ibadetlerinin
ise cem olduğunu söylemektedirler.
Bölgede zayıflayan
dedelik kurumu ve halkın dedelere karşı güveninin zayıflamasına rağmen, hayatın
geçiş dönemlerine ilişkin bütün uygulamalarda dedelerin aktif etkilerini
sürdürdükleri, dedesiz hiçbir eylemin gerçekleştirilmediği
görülmektedir.
Tahtacıların
yaşantıları üzerine epey bilgi var da tarihleri üzerinde pek birşeyler yok...
Tahtacılar üzerinde, söz gelimi bir beğdili kadar, bir köy bektaşiliği kadar
bilgi edinemiyoruz. Bunun bize göre bir nedeni de Tahtacıların süreç içerisinde
ad değiştirmiş olmalarıdır. Önceleri bir başka adla Ağaç-Eri diye bilinirken
sonradan farsça kökenli bir sözcüğe "tahta-tahte"ci Türkçe iş ekinin ulunmasıyla
tahtacı olarak anılmaya başlamışlar. Peşine de şu soru akla gelmiş: Acaba
bugünkü Tahtacıların tümü eski Ağaç Eri'lerin torunları mıdır? Yoksa zamanla
çevrenin ve ekonomik koşulların orman içi ve ağaç işine attığı öbür Türkmen
urukları da eski Ağaç-Eri'lere katıldılar mı? Bunun kesin yanıtını vermekten
yoksunuz. Varsayımlar olabileceği üzerindedir. Peki kimdir Ağaç Eri'leri ve
dolayısıyla kimdir Tahtacılar?
Bu sorunun bugün
için tanımı rahat yapılır. "Genel olarak geçimlerini orman ürünlerinden
sağlayan, geçmişte göçebe, şimdi ise yerleşik düzende yaşayan, Maraş'ın
batısından başlayıp Toroslar boyunca uzanan, Ege'ye tırmanan ve Kaz Dağı
yöresinde yuvalanan Türkmenlerdir. İnanç olarak tümü Anadolu Aleviliği
içerisinde yer alan Tahtacılar, inanç bakımından öbür Alevilerden küçük ayrımlar
taşırlar.
Tahtacıların menşei
konusunda muhtelif görüşler mevcuttur.
Nejat BİRDOĞAN'ın
ortaya koyduğu gibi Tahtacıların Ağaçeri'lerin devamı olduğu görüşü Faruk Sümer,
Besim Atalay, M. Şakir Ülkütaşır, Harun Güngör gibi yazarlar tarafından da
savunulmaktadır.
Bunun yanında J.H.
Mordtmann, Fransız Babinger, Baha Said, Özkul Çobanoğlu gibi yazarların temsil
ettiği ve Tahtacıları değişik Türk oymaklarıyla ilişkili hale getirmeye çalışan
görüşler de bulunmaktadır.
J.H. Mordtmann ve
Franz Babinger Tahtacıları Çepnilerin, Çetni ve Çetmi'lerin bir kolu olarak
görmektedir.
Özkul Çobanoğlu;
Tahtacıların bir kolunu oluşturan Şehepli'lerin Rumeli'den geldiklerini ve Aktav
tatarlarının yahut Sarı Saltuk Türkmenlerini çocukları olduklarını
söylemektedir.
Yusuf Ziya Yörükan
ise isim benzerliğinden çok, örf ve adet bakımından, Orta Asya'da ve Anadolu'da
birlikte yan yana yaşamış olma bakımından, bugün Tahtacı adıyla anılan
aşiretlerin, Bayatlarla birlikte Anadolu'ya gelmiş olan Tahtacıların bir devamı
olabileceği kanaatindedir.
Yabancı uyruklu
bazı yazarlar, Tahtacıların menşei itibarıyla Türk olmadıklarını Türkleşmiş veya
Müslümanlaştırılmış oldukları hususunda çeşitli iddialarda
bulunmuşlardır.
Felix von Luschan,
tahtacıların Küçük Asya'nın eski halkı Likya (Lycia)'lıların bir devamı olduğunu
iddia etmiş; H. Raubinson, Tahtacıların Yahudi asıllı olduklarını; pek çok
misyoner ise Müslümanlaştırılmış Rum veya Ermeniler olabileceğini ileri
sürmüştür.
Bu farklı
yaklaşımlara rağmen, Tahtacıların öz ve öz Türk oldukları, Türkçeden başka
hiçbir dil bilmedikleri, Orta Asya Türk örf ve adetlerini en saf şekliyle
koruyan bir kitle oldukları, pek çok araştırmacı tarafından ittifakla kabul
gören bir görüştür.
Tahtacıların sosyal
yaşamları ve inanca dayalı pratikleri günümüzde dahi yeterince araştırılmış ve
açıklığa kavuşturulmuş konular olmayıp, bu zengin ve özgün kültürün vakit
kaybetmeden kapsamlı ve sistematik araştırmalarla tespit edilmesi gereğini
vurgulayarak, yapılacak çalışmalara malzeme oluşturacağı ve bir başlangıç teşkil
edeceği inancı ile bildiri konumla ilgili bilgilerin sunumuna
geçiyorum.
Anadolu
Aleviliğinde yola giriş ya da yol mensuplarınca kabullenme anlamında yapılan
törenler bütününe ikrar alma denilmektedir. İkrar bireyin topluma karşı verdiği
söz ve bu ahdin toplum tarafından onaylanmasını ifade eder.
İkrar alma; yola
girme ve yol mensuplarına kabul görme anlamında değerlendirildiğinden, ikrar
almış kişinin yolun kurallarına kayıtsız şartsız bağlılığı esastır. Yolun
yasakladığı suçlardan birisinin işlenmesi ikrarın bozulması ve kişinin yoldan
uzaklaştırılması anlamına gelmektedir ki bu düşkünlükle cezalandırılmaktadır.
Anadolu Alevilerindeki en ağır düşkünlüklerden birisi de ikrar bozma da verilen
düşkünlüktür.
Anadolu
Alevilerinin toplumsal yaşamında bu denli önemli bir yer işgal eden ikrar alma
diğer Alevi guruplarca günümüzde sadece musahip ikrarı alma şekline dönüşmüşken,
Buyruklarda geçen oğlan ikrarı, kız ikrarı ve musahiplik ikrarı şeklinde üç
aşamalı bir ikrar sisteminin Kazdağı Türkmen (tahtacı) larında yaşatıldığı
görülmektedir.
Kazdağı
Türkmenlerinin ikrar alma törenlerindeki hizmetlerin de diğer bölge
Alevilerinden farklılıklar taşıdığı ve zenginlik arz ettiği
görülmektedir.
OĞLAN
İKRARI:
Erkek çocuk aklı
ermeye başladıktan sonra, bu daha çok 7-12 yaş arası olarak kabul edilir, oğlan
ikrarı aldırılır.
Günümüzde daha
küçük yaşlarda da ikrar aldırılmaktadır. Buna gerekçe olarak da ikrar almamış
çocuğun oğlan ikrarı kurbanından yiyemiyor olması gösterilmekte ve bu
mahrumiyeti engellemek için ikrar daha küçük yaşlarda
aldırılmaktadır.
Oysa bu törende
dede tarafından çocuğa verilen öğütlerin anlaşılır ve uygulanırlığı açısından
çocuğun aklı erer bir yaşta olması önem taşımaktadır.
İkrar törenleri
köylerde cemevi olmadığı için genellikle büyük evlerde ya da ikrar alan kişinin
evinde gerçekleştirilmektedir.
Cemevinde dede
gelip postuna oturduktan sonra rehber gelip dedeye niyazını vererek (yer ya da
dedenin dizini öperek) dedenin sağındaki yerini alır.
Delilci ise
niyazını verdikten sonra dedenin soluna oturmaktadır.
Delil uyanmadan
hizmet yürümeyeceği için önce delil uyandırılır. Delinin fitilini delilci bacısı
getirir.
Delilci delili
uyandırdıktan sonra şu gülbenk okunur.
"Ali Bismillah
destur; yeri göğü yaradan, varı yoğu bir eden, kırklar, üçler, beşler, gelmişler
geçmişler, evliyalar ermişler yardımcınız olsun. Cenabı Allah'ın Şefaatı
üzerinizde olsun. Oniki İmamlar şefaatını esirgemesin."
Daha sonra Şemsi
dolu gülbengini alır. Dolu gülbenginde giriş bölümü delil günbengi gibi olup son
bölümünde
"Dolumuz Ali dolusu
olsun, yolumuz Ali'nin yolu olsun Şefaatçımız Onikiler olsun" sözleriyle
bağlanmaktadır. Rakı dualandıktan sonra dolu adını almaktadır. Dolunun özleri
birlediğine inanılır.
Dolu dualandıktan
sonra önce Şemsi hayrı himmetini yetirir, yanı içer, daha sonra dedeye dolu
sunulur. Daha sonra kurbancıya hizmet dolusu verilir.
Kurbancı cebraili
kestikten sonra elindeki kanlı bıçağını iki eli ile tutarak hizmet darına durur
ve duasını alır. Dışarıda kurbancı bacısı "Çömçeci" Cebraili hazırlayıp ateşe
korken içerideki cemaata "erenler lokma konuyor" diye duyurulur.
Ceme ikrar almış
bütün köylü çağrılır. İkrarı olmayan ikrar kurbanından yiyemez, hizmette
bulunamaz.
Rehber bacısı
tarafından bir tür dokuma olan "Fatma Ana Döşeği" meydana atılır. Bu döşek
rehber bacısı tarafından getirilir.
Rehber çocuğu
dışarıda hazırladıktan sonra kapının eşiğine niyaz ettirir. Üç defa "Hü erenler
katar uzatıyorum" diye destur verir. Dede ve cemaat da "Hü katarlarınız uzun
olsun erenler" diye cevap verirler. Rehber ve Çocuk döşek üstünde erenler
huzuruna gelir ve rehber "el ele el hakka, arşa kadar size teslim" der ve çocuğu
dedeye teslim eder. Dede her ikisini de önünde diz çöktürür. Rehber belinden
çıkardığı kuşağı çocuğun boynuna takar.
Dede "eline,
diline, beline sahip olacağına, büyüklerine saygı küçüklerine sevgi
göstereceğine, vatana millete hayırlı bir insan olacağına yemin eder misin" diye
üç kere tekrarladıktan ve her tekrar sonunda "Allah eyvallah" teyidini aldıktan
sonra, rehber ve çocuğu döşek üstünde erenler darına kaldırır. Erenler darı
Mansur darıdır. Bu darda vücut öne eğik durumda yüz yere bakarken iki el
yanlarda sallanır. Sağ ayak başparmağı sol ayak başparmağı üzerine konur.
Dede "özüm darda
yüzüm yerde, ayıbımı gösteren dostumdur, ne diyorsunuz bu yeni sofu hakkında"
diye cemaata sorar.
Cemaat "katarları
uzun olsun der" ondan sonra dede gülbenkini okur.
"Bismillah destur.
Yeri göğü yaratan, varı yoğu bir eden, kırklar, üçler, beşler, gelmişler,
geçmişler, evliyalar, ermişler yardımcınız olsun. Oniki İmamlar yolunuz olsun,
şefaatçiniz olsun. Dolunuz Ali dolusu olsun, yolunuz kevser ve Ali yolu olsun.
Oniki İmamların şefaati Cenab-ı Allah'ın selamati üzerinizden eksik olmasın, ya
Allah ya Muhammed ya Ali aşkına, gelecek günlerin, kerem evliya gerçeklerin
demine hü diyelim, erenler evliyalar gaziler" der.
Ondan sonra onları
döşeğe yatırır, rehber sağda çocuk solda olmak üzere. Rehber açıkta kalan sol
kolunu, çocuk da sağ kolunu birbirlerine dolarlar. Dede onları
selevatlar.
"Destur iman destur
şah, Salman-ı Pak"
Önce elini döşşeğe
dokundurup sonra dudaklarına dokundurarak sofulara niyaz verdirir. Daha sonra
aynı şekilde sofuların omuzlarına dokunup elini dudaklarına götürerek niyaz
verdikten sonra, sol eli ile sağ kolunu dirsekten tutup sağ elini sağa doğru
sallayarak sırtlarını sıvazlayıp, her sıvazlayışta döşşeğe ve omuzlarına niyaz
verir. Bu işlemi üç kez tekrarladıktan sonra dede "destur kalkması bir Allah"
der.
Rehber ve sofu
yerden kalkar, sofu sağ dirseğini yere kor, sağ dirseğini yerden ayırmadan sol
eli ile tutarak Dededen başlayarak cemaatin elini öper, bu işlem rehberin
öncülüğünde gerçekleştirilir. Bu Yanyatıra bağlanmanın simgesidir. Çocuk artık
niyaza bağlanmış olur.
Bundan sonra Mansur
darına durup gülbengi alınır.
Daha sonra Fatma
ananın adı anılarak Fatma Ana Döşşeğinin gülbengi verilip döşşek, döşşek sahibi
olan rehber bacısı tarafından kaldırılır.
Ondan sonra "sakka
baba" gelir sakkanın bir adıda "gölcü" dür. Gölcü suyu getirip önce delilin
niyazını verir. Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali deyip delilin altındaki tabağa üç
defa su döker, bu tabağa dede elini dokundurup dudağına değdirmek suretiyle
niyazını verir. Daha sonra gölcü dedenin parmaklarına ve cemaate üç kere su
dökerek abdest aldırır, sonra ayağa kalkıp gülbengini alır.
Gülbengin giriş
bölümü diğer gülbenklerde olduğu gibi olup içinde şu değişik ifadeler
kullanılır.
"Gölcü baba
hizmetinin yorşuman (kabul) olsun. Kerbela çölünde susuz yatanların ruhu şad
olsun....."
Gölcü gittikten
sonra çömçeci yani kurbancının bacısı ki kurbanı pişiren kişidir, hazır olması
için uyarılır. Bu ara kurbancı sofrayı atar ve duasını okur.
"Allah Allah
diyelim, kadim Allah diyelim, erenler Hak sofrası; Hak versin biz yiyelim,
gerçekler demine Hü" der, cemaat kurbana niyaz verir.
Delilin önüne baş
cemaat denilen dede rehber, delilci ve yeni sofunun bulunacağı sofra atılır.
Kesilen cebrailin ciğeri de bu sofraya konulur. (Delilin önü hiçbir zaman
kapatılmaz) atılan bu sofraya cemaat niyazını vererek" yürüyenin işi yürüsün"
derler.
Bütün sofralar
serildikten sonra dede cemaata cemaat hazır mısınız der, hazır cevabını alınca,
yürüyenin işi yürüsün der, sol eli ile sağ elini dirsekten tutup, sağ elini etin
bulunduğu tabağa değdirip dudaklarına dokundurarak sofranın niyazını verir.
Yemekler bittikten
sonra dede yiyen var mı anlamında "cemaat Hû Hak yetire mi " diye sorar, (Hak
yetirenin anlamı cemde kesilen bir horozu 100 kişi de yiyebilir, bu lokma doymak
için yenilen bir lokma değildir. Hak lokmasıdır, onun için yenilen bir tek
lokmayla dahi doyulur, Hak yetire ile bu ifade edilir.) Cemaat "Hak yetire
dedemoğlu" dedikten sonra sofra toplanır.
Daha sonra sofra
gülbengi çekilir. Sofra gülbenginde giriş aynı olup şu farklı ifadeler bulunur.
"Kurbanınız kabul
olsun, Şah İsmail'in ruhu şad olsun, yediğimiz içtiğimiz hak lokması olsun,
yiyen içen kullara helal olsun, bereketi bol olsun..."
Daha sonra kurbancı
sofrasını alır.
Gölcü yeniden gelir
bir elinde sakka suyu bir elinde süpürge, gölcü süpürgeci hizmetini de yürütür.
Bir elinde sakka suyunu tutarken öbür eliyle tuttuğu süpürgeyle Allah, Muhammed,
Ali diyerek üç kere yeri süpürür. Daha sonra su ile üç sefer delilin niyazını
verir.
Kurbancının bacısı
çömçeci cebraili o pişirdiği için kurbancıyla birlikte o dara gelip gülbengini
alır, çekilmeden önce kurbancı veya çömçeci yere kapanır, kapandığı zaman
delilci Mansur darına kalkar, delilin gülbengi verilir. Delilin erkanı verildiği
zaman sofu erkana bağlanmış olur. Oğlan ikrarı alınmış sofu üç erkana bağlanmış
olur, bundan sonra yapılacak oğlan ikrarlarına katılıp, kesilen kurbandan
yiyebilir.
KIZ
İKRARI:
Kız ikrarı düğünün
bitiminde zifaftan önce aldırılır.
Cem evinde dede,
delilci, rehber, yan sağdıcın nikah şahitleri ve cemaat toplanır.
Yan sağdıcı oğlan
ikrarı almış olan damadın arkadaşlarından biridir. Görevi, kıyılan dini nikahta
şahiteri hazırlamaktır. Şahitler Yan sağdıcın annesi tarafından
davetlenirler.
Cem evine girmeden
önce dışarıda dede damadı donatır (giydirir) rehber ise yan sağdıcı giydirir.
Efe başı denen bayraktar damadın arkasında, kâhya yani bayraktar yardımcısı ise
yan sağdıcın arkasında durur.
Önlerine konulan
bakır leğenlerin içinde bulunan elbiseler üç kez selavatlanır.
"Peygambere
selavat
Seyyidine Muhammed
Kutlu olsun diyenin akibeti hayırlı
olsun"
Selavatlandıktan
sonra gömleği giydirilip tülek üzerinde başına kızıl kavuk dolanır, elbisesi
selavatlanarak giydirildikten sonra dede ve rehber damadın kınasını yakar. Kına
selavatlandıktan sonra damat zifaf döşşeği (pamuk yastık) üzerine dikilir.
Damadın sağ eli kınalanıp damat elini üç kez bu döşşeğin üzerine sürer. Bekar
gençlerden istekli olan varsa onlara da kınadan verilir.
Dede damadı
dualayıp içeri gönderir.
"Öte tapın beri
tapın eşine tapın. Allah bir yastıkta kocatsın, mesut bahtiyar
eylesin"
Cem evinde delil
uyandırılıp gülbenk çekilir. Gelin de başı yapılmış olarak hazır bekler. Elin de
bulunan mendil (tura) Allah, Muhammed, Ali diyerek üç kere çekilir. Bu arada
kapının girişine bir tarafından bayraktar diğer tarafından bayraktar
yardımcısının tuttuğu bir ip gerilir. Damat bu ipi kırarak cem evine girer.
Damadı içeri getiren bekar arkadaşları dışarı çıkarken cemde bulunanlar muhabbet
olsun diye, ellerinde bulunan tura denilen mendillerle bekar gençlere tozunu
silkercesine üç kez vururlar. Bekar olanlar hizmette bulunamaz dışarıdan
seyredebilirler.
Damat
selavatlandıktan sonra gelinin yanına dikilir.
Herkes oturur.
Dedenin sağında rehber, solunda delilci, delilcinin solunda sağdıcın babası
oturur. Solda sağdıç babası sağda rehber yürütür katarını.
Dedeye kuru üzüm
getirilir. Dede rehbere Hû rehber baba çitf mi tek mi deyip üç beş tane üzüm
uzatır. O da çift ola bana gele der. Aynı şekilde delilci tarafından da
başlatılır. Rehber tarafından (sağdan) giden gelin kızda, Delilci tarafından
(soldan) giden damat'da bağlanır.
Üç kez çiftlendiği
zaman Fatma Ana'yı temsilen rehber bacısı dışarı çıkar damat ve gelinle birlikte
Fatma Ana Döşşeğini getirir.
Döşşek gelip
serildikten ve gülbengi çekildikten sonra Fatma Ana temsilcisi olan rehber
bacısına "katarını al gel" denir. Rehber bacısı sala keten denen bir bağı
gelinin boynuna takarak alıp gelir.
Eşşiğe niyaz
verdikten sonra "katar uzadıyom erenler" der.
Kızın ikrarı
verilir (nasihat içerikli sözler söylenip dua edilir.)
Kız ikrarı
verildikten sonra kız gidip eşini alır gelir.
Gelin kız eşiğinin
sağ elinden tutup kapı eşiğine niyaz verdikten sonra, eğilip diz üstünde Fatma
Ana Döşşeği'nin üzerine gelir, Delilin niyazını verip, Mansur darına
kalkarlar.
Daha sonra dedenin
önünde diz çökerler. Dede damadın ve gelinin sağ ellerini birbirine tokalaşır
şekilde tutturur ve onları nikahlar.
"Kanı kandan, teni
tenden, Hakk'ın yanında, şu halkın huzurunda ve şahitliğinde severek ve
isteyerek kimsenin tesiri altında kalmadan siz birbirinizi aldınız kabul ettiniz
mi?"
Gelin ve damat,
Allah eyvallah deyip kabul ettiklerini ifade ettikten sonra birbirleri ile
niyazlaşırlar (sağ sol ve tekrar sağ omuza niyaz verirler) Dede aynı nasihatı üç
kez verdikten sonra eşleri Mansur Darına kaldırır ve sorar.
"Girdiğin Hak
kapısı, durduğun Mansur Darı. Ne gördünüz ne geçirdiniz şu güne kadar"
Çift; "Allah
eyvallah der"
Dede; "Hak
özünüzünen, siz nasılsınız birbirinizinen" dedikten sonra, eşler birbiri ile
niyazlaşırlar.
Dede cemaate sorar:
"Özüm darda, yüzüm yerde, ayıbımı gösteren dostumdur diyor bu sofular,
haklarında ne diyorsunuz" der.
Cemaat: Allah mesud
etsin, bir yastıkta kocasınlar, katarları uzun olsun, bir daha dörtlü istiyoruz
bunları erenler döşşeğine" der. (Dörtlü olmak müsahip tutmak anlamındadır) Artık
eşler erkana bağlanmış olurlar. Kız ikrarında çiftler altı erkana bağlanmış
olurlar. Bundan sonra üç erkanlı ve altı erkanlı hizmet olan yerlerde
bulunabilirler. Altı erkana bağlananlar katar semahı yapabilirler.
Sofra atılıp
lokmalar yenildikten sonra cem birlenir. Kız ikrarında kesilen kurbanın suyu ile
pişirilen pilav kaşık kullanılmadan ince yufka ile yenilir.
MUSAHİPLİK
İKRARI
Evlenip musahip
olmaya karar verenler bu isteklerini rehber vasıtasıyla dedeye iletirler. Dede
onlara bir mürebbi tayin eder, mürebbi bir süre onları eğitip rehbere teslim
eder, rehber de dedeye teslim eder (el ele/el hakkâ) ikrarın ne zaman alınacağı
belirlendikten sonra cemde kullanılacak malzemeyi almak üzere (kurban, çerez,
dolu vb.) Şemsileri görevlendirir. Alınacak malzeme tuz dahi yazılarak şemsilere
verilir. Alınan malzemeler "ulu şemsi" yani yaşlı şemsinin evinde hazırlanır.
Cemevi kirlenmesin diye çerezler kabukluysa ayıklanır, temizlenecek başka şeyler
varsa temizlenir.
Cem toplandığında
dede ve delilci haricinde cem evinde en az oniki bacı oniki erkek bulunması
gerekir.
Dede posta, rehber
sağa, delilci soluna oturur. Büyük musahip bacısı dedeyle rehberin arasına küçük
musahibin bacısı dedeyle delilcinin arasına, büyük musahip kapının sağına, küçük
musahip ise soluna otururlar.
Delilci, "erenler
Hû delili uyarıyorum" diye cemaata destur verdikten sonra delili uyarır. Daha
sonra cemaat rehberden başlamak üzere bir sağdan bir soldan önce bütün erkekler
delilin niyazını verir. Daha sonra kadınların katarbaşı delilcibacısı anabacıyla
birlikte delilin niyazını verdikten sonra, diğer bacılar delilin niyazını verip
en son musahip bacıları delilin niyazını verirler.
Delil uyandıktan
sonra şemsiler birisi dolu tutup biri meze tutup Mansur darında gülbengini alır.
Dolu gülbengi çekilirken dolunun biri ki buna "yoz dolu" denmektedir
gülbenklenmez, bu dolu ceme giremeyen oğlan ikrarı almış bekar gençlere
verilir.
Musahipler rehber
öncülüğünde cemaatten rızalık aldıktan sonra şemsi tarafından üç dolu dağıtılır.
Daha sonra musahipler bacılarla birlikte, rehber yanlarında olmak üzere
gülbenklerini alırlar. Rehber geçip dedenin sağındaki yerine oturur.
Daha sonra kurbancı
kuzuyu getirir. Ön ayağını askıya aldıktan sonra, dede kuzunun önce alnını sonra
iki gözünü üçer kez öpmek suretiyle niyazını verip delilin de niyazını verdikten
sonra yerine oturur. Daha sonra, rehber, cemde bulunan erkekler, büyük ve küçük
musahip, anabacı, rehber bacısı rehberin öncülüğünde kurbanın niyazını verdikten
sonra bacılar delilci bacısından devam etmek üzere, sağlı sollu kurbana niyaz
verirler, en son musahip bacıları kurbanın niyazını verdikten sonra, kurban dara
alınıp gülbengi çekilir. Kurbancı alıp gider. Şayet kurban içeriyi kirletmişse
musahipler tarafından temizlenir. Dışarı çıkarılan kurban kesildikten sonra
musahiplerin omuzlarında tuttukları bir sopaya asılarak derisi yüzülür. Musahip
bacıları da kurbancının eline su dökerler.
Kurbancı ciğerleri
ve böbreği külleme denen ateş korunda pişirilir. Buna "sadık" denir. Sadık'ı
içeri getiren kurbancı gülbenki çekildikten sonra, çayını şekerini alıp dışarı
çıkar, kurbancıyla birlikte gelen musahipler içeride kalırlar.
Dede ulu şemsiyi
çağırır, ulu şemsi dolunun ağzını açar.
"Bade seni bade
seni
Vermem yade seni
Münkürün ne hakkı var
Zerre kadar tada
seni"
Nazlım gözlüm,
yiyelim içelim oniki imamlar aşkına, hayrı himmet eyleyin evliyalar erenler
gaziler dedikten sonra delinin altında bulunan tabağa üç kez doludan dökerek
delinin niyazını verir. Daha sonra bir dolu doldurup hayrı himmet eyleyin
evliyalar erenler deyip cemaatden gayret eyle şemsi baba yanıtını aldıktan sonra
doluyu içer.
Geçmişte kahve
fincanı büyüklüğünde bakır kaplarda dolu içilirken, günümüzde porselen
fincanlarda dolu içiliyor.
Şemsi daha sonra
bir dolu dedeye uzatırken elini öperek niyazlaşır. Dede doluyu aldıktan sonra
önünde duran sadıktan bir parça büyük musahibe uzatarak, "Hü sofu
baba
Doluya dolu
gerek
İçene Ali gerek
İçmeyene ne gerek
Ali dolusu bu,
Hayrı himmet
eyleyin evliyalar erenler" der ve büyük musahip doludan bir yudum içer. Ardından
dede bir parça sadık uzatır, büyük musahip dedenin elini öperek sadık'ı alır.
Dede aynı şekilde küçük musahip ve bacılara da dolu ve sadık verdikten sonra
musahipler birbirleri ile omuzdan niyazlaşırlar ve yerlerine
otururlar.
Daha sonra dede bir
dolu doldurarak şemsi babaya verip dolusunu iade eder.
Bundan sonra iki
şemsi bacısı hizmet için çağrılır. Bacıların elinde "urup" adı verilen bir ölçek
vardır bu genellikle bir bardaktır, meze (kuruyemiş) dağıtmakta
kullanılır.
Önce her sofuya bir
dolu bir sadık olmak biri dededen, biri rehberden başlamak üzere sağdan ve
soldan dağıtırlar. Dolusunu ve sadık'ını alan kişi niyazını verir, en son
musahipler ve bacılara verilir.
Daha sonra şemsi
bacıları değişir. Onlar da dede ve rehberden başlamak üzere biri sağdan biri
soldan bir dolu ve birer urup meze dağıtırlar. Dolu erkeklerden başlayıp Fatma
Ana'yı temsilen dede ve rehber bacılarına ve diğer bacılara verildikten sonra en
son musahip bacılarına verilir. Herkes yerine oturduktan sonra erkanlar
başlar.
Güvender nefes ve
semahları okur. Güvendere destur verilip, dolusunu alırken cemaatden arzu eden
olursa "dedem oğlu kan almak istiyoruz" diyerek bir ihtiyaç molası (sigara,
tuvalet v.b.) verilmesi istenir. Verilen arada dışarıda hizmet yürütmekte olan
ekmekçi, kurbancı gibi hizmet sahipleri içeri çağrılarak ihtiyacı olan şeyler
ona verilir, ayrıca dışarıya da bir şemsi tayin edilir.
Dedenin bir
ihtiyacı olup dışarı çıkması gerektiği durumlarda yerine rehber ya da yoz
dedelerden birisi oturur.
Verilen aradan
sonra rehber cemaatı çağırır. Cemaat yoz dedeye ve delile niyaz edip yerine
aldıktan sonra cemaat Mansur darına durup, asıl dede yoz dede ile niyazlaşarak
görevi devir alır.
Güvender destur
verilip, bir de dolu verildikten sonra, iki nefes okur, üçüncü nefeste ki bu
nefes Hz. Hüseyin'in adı geçen "dar nefesi" dir, bu nefeste bütün cemaat tek
dizi üzerinde dara gelir, şahlandıktan sonra herkes rahat hareketini
alır.
Güvender nefeste,
kalk anabacı rehberimizi semaha kaldır dedikten sonra, anabacı kalkar dedilin
niyazını verir, sonra rehberle omuzdan niyazlaşırlar. Mansur darında dar semahı
yapacakları için çoraplarını çıkarırlar.
Rehber semaha
kalktığında dede, delilci ve musahipler hariç cemaat dara durur. Dar semahı
dönülmeden darda el ve vücut hareket ettirilerek yapılır. Semah sözlerinde sah
bağlandığı zaman herkes yerine oturur. Rehber sırtı dedeye ve delile gelmemek
üzere üç kez döner. Ondan sonra bir bacı bir erkek tarafından semahın yeldirme
bölümü icra edilir. İlk semahı anabacı ve rehber döner, başka kimse
katılmaz.
İkinci semaha
rehber bacısı delilciyi kaldırır. Delilci delili niyazla yoz delilciye teslim
eder ve semaha kalkar. Dar semahı yaptıkları halde dede ve rehberin yaptıkları
semahlar dışında cemaat dara kalkmaz. Semahın sonunda bir sağdan bir soldan
semahçılar girer, onlar üçlü olarak gülbengini aldıktan sonra yerlerine
otururlar.
Daha sonra tebdil
erkanına geçilir. Tebdil erkanında bir kadın erkek, bir erkek de kadın kıyafeti
giyer. Bunlara siz necisiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz, bu dergahta
sizin yolunuz var mı diye sorulur.
Cevap olarak;
Kerbeladan gelip Horasan'a kadar gidiyoruz, dergahtaki (herhangi bir hizmet
söylenerek) hizmetin sahibiyiz derler.
Bu erkan Hz.
Hüseyin'in oğlu Zeynel Abidin'in Kerbela olayından kız kıyafeti giydirilerek
kurtarılmasına telmihan yapılır.
Güvender Kerbela
olayı ve Hz. Hüseyin'den bahseden üç nefes okur, bu sırada cemaat sol dizleri
üstünde dururlar. Üçüncü nefeste şah'landıktan sonra dede destur verir ve cemaat
rahat pozisyonunu alır.
Daha sonra büyük
musahip iki eli ve iki dizi yerde olmak üzere cemaat huzuruna gelir ve anabacı
veya rehber babası tarafından üç kez selavatlanır.
Destur iman destur
şah
Selman-ı pak
İşte geldi melekler
Hak'ka kabul olsun
dilekler
Benim elim değil şah ustad'ın eli
Üç kere
selavatlandıktan sonra, erenler Hü, bu seki iyi seki değil mi? diye
sorar.
Cemaat iyi seki
erenler der.
Bu üç defa
tekrarlanır.
Anabacı cemde
bulunanların tek tek isimlerini söyleyerek benim niyazım hak değil mi diye
sorup, o kişilerle niyazlaşarak yerine oturur. Bacılar sırayla sekiye kalkarak
niyazlaşır, en son büyük musahip bacısı gelip selavatladıktan sonra cemaata
niyaz verir en son delile niyazını verip oturur. Sekiden sonra cemaat mansur
darına kalkar, hizmet gülbengi verilir.
Seki erkanı Kerbela
olayından sonra Hz. Hüseyin'in kafilesindeki kadınların Kerbela'dan Küfe'ye
kadar çıplak develerin sırtında götürülüşlerine telmihan yapılır.
Daha sonra küçük
musahip çağrılıp sırtüstü yatırılır ve tekne erkanına geçilir. İki bacı iki
erkek birbirleri ile niyazlaştıktan sonra sırtüstü yerde yatmakta olan küçük
musahibin baş ve ayak taraflarına dururlar. Tekne burda yıkanmanın temizlenmenin
sembolüdür. Bacılar ve erkekler karşılıklı olarak diz çöktükten sonra bacılar
ellerine birer mendil alır.
Pınara vardım
yıkandım
Oniki imam pınarında çalkandım
diye başlayıp devam
eden sözlerle erkanı tamamladıktan sonra Mansur darına kalkıp hayırlısını
alırlar.
Tekne erkanı Yezit
kuvvetlerinin Kerbela'da Hz. Hüseyin'le birlikte bütün erkekleri öldürdükten
sonra, kadınları Şam'a götürdüklerinde, kadınların kanlı çamaşırlarını
yıkamasına telmihen yapılır.
Daha sonra oniki
kişi tarafından rehber öncülüğünde leley dönülür (lale erkanı)
Laleyi böyle
dikerler
Laleyi böyle koklarlar
Sözleri eşliğinde
semah şeklinde erkan yürütüldükten sonra, hizmet yürütenler dara durup
hayırlısını alır.
Leley dönüldükten
sonra Natır'a geçilmektedir. Bir erkek yere oturur baba rolündedir, bir erkek de
oğul rolünde onun başında bekler. Aralarında şu diyalog geçer.
- natır oğlum
natır
- buyur baba
- al beni üçlere götür
oğul babayı
kaldırdığında hem delile hem de birbirlerine niyaz veriyorlar. Daha sonra,
- natır oğlum
natır
- buyur baba
- beni altılara götür
- eyvallah baba
yine niyazlaşma
yapılır.
Üçüncü
defada
- natır oğlum
natır
- emret baba
- al beni onikilere götür
oğul babayı alıp
cemaatın başına götürdüğünde dar-ı Mansur'a kalkılıp gülbenk
alınmaktadır.
Daha sonra sakka
suyu, zemzem suyu dağıtan hizmet sahibi Gölcü gelip etrafa kokular
sıkar.
Dede rehbere
musahiplari dışarıda nasihatlamasını söyler.
Fatma Ananın
temsilcisi rehber bacısı dışarıdan döşşeğini (bir tür dokuma) getirip yere
attıktan sonra hayırlısını alır.
Ondan sonra
dışarıdan katar istenir. Rehber katarını dörtlü olarak alıp gelir ve döşşeğin
üstünde Mansur darına durup birbirlerine niyaz verdikten sonra döşşek üstüne
yatarlar. Rehber sağ tarafta büyük musahip solda, küçük musahip büyük musahibin,
büyük bacı küçük musahibin, küçük bacı da büyük bacının arkasında yatarlar. Bu
halde dede tarafından selavatlanırlar.
Daha sonra rehber
tarafından Yanyatır'a bağlanırlar. Yanyatır'a bağlanmak sağ kol dirseği
döşşekten kaldırılmadan sol elleri ile döşşeğin etrafındaki cemaatın elini
öperler, bu sırada döşşeğin etrafındaki cemaatta döşşeği tutar. Eli öpülenler,
musahiplere evliya muradını versin derler. Çünkü artık onlara yapılacak bir şey
kalmaz, oniki hizmete bağlanmış olurlar.
Daha sonra kurbancı
çağrılır. Pişirilen kurban sofralar serilerek yenilir. Sofralar toplandıktan
sonra gölcüler çağrılır.
Gölcü: "Üç bacı
gördüm carı çalar, sakın kımıldamayın sakka suyu döner, kanı kana katanlar, teni
tene katanlar, Kerbela çölünde susuz yatanlar, hayr-ı himmet eyleyin evliyalar,
erenler, gaziler deyip üç damla su damlatarak delilin altındaki tabağa delilin
niyazını verir. Daha sonra dededen başlamak üzere su dağıtılır.
"Sakka sak,
Salman-ı pak, aşk olsun içene rahmet olsun geçene, eri gördüm ere hizmet, piri
gördüm pire hizmet, İmam Ali, Hasan, Hüseyin aşkına, oniki imamlar aşkına hayr-ı
himmet eyleyin evliyalar, erenler, gaziler" der, dara durup gülbengini
alır.
Daha sonra
musahipler kendilerine bir hizmet verilmek üzere içere çağrılır. Bundan sonraki
cemlerde yürütecekleri hizmet, kendilerine ve cemaate danışılarak
verilir.
Ondan sonra oniki
hizmetin hepsinin sıra gülbenkleri çekilir. Hepsi bittikten sonra dışarıdan
kuyucu-çömçeci gelir, hayırlısı verilir.
Sonra delilci kendi
darına durur. Delilci gülbengini aldıktan sonra cem bağlanmış olur.
Eskiden hizmetini
alan musahip bacıları anabacı önderliğinde cemden sonra bütün köyü gezerek biz
şu hizmeti aldık diye duyurulurken günümüzde köyün büyüklüğü göz önüne alınarak
bu hizmet de cem sonrası cem evinde yetirilmektedir.
Musahip ikrarında
yapılan masraflar her iki musahipçe eşit olarak karşılanır. İkrarın ertesi
sabahı hizmet sahipleri ve musahipler toplanır, yapılan masraflar hesaplandıktan
sonra, hizmet yürütenlere de sembolik anlamda hizmet karşılığı
verilir.
Musahip ikrarında
bir ya da birkaç gün sonra musahiplerin babaları da bir cebrail keserek onlar da
ikrar verirler ve oğullarının musahibini artık benim evladımdır diye tanıtırlar.
Buna "kardeşlik lokması" adı verilir. Bu töreni her iki baba da ayrı ayrı yapar,
üç nefes okunup üç semah dönülür.
Musahiplik ikrarı
verenlerin bir süre sonra bir de öz kurbanı vermeleri gerekir. Öz kurbanı
musahipliğin yenilenmesi, teyid edilmesi anlamını içerir. Öz kurbanındaki
masraflar da musahiplerce ortak karşılanır.
Musahiplerden
birinin eşinin ölmesi ve ikinci evlilik yapması durumunda yeni eşin musahip
kavline girmesi için "ağız açma" denen bir tören yapılır. Ağız açmada bütün
masraflar ikinci kez evlenen musahip tarafından karşılanır.
DEĞERLENDİRME
Bir şeyin sağlam
tarafı, temel direği demek olan rükn kelimesinin çoğulu olan Erkan cem icrası
içerisinde ortaya konan uygulamalar olarak tanımlanabilir.
Erkan; cemde hizmet
sahiplerinin yaptığı hizmetler dışında, ikrar verenlerin aktif ya da pasif
katılımıyla gerçekleşen faaliyetleri içerir. İkrar veren kişi cemdeki
hizmetlerin icrasına karışmazken, erkanlara aktif yada pasif olarak katılır ki
bu erkana bağlanmak olarak ifade edilir. Alevi-Bektaşi terminolojisinde ise
erkan yola girme töreninin bütününü ifade eder.
Oğlan ikrarında
icra edilen üç erkana bağlanan kişi, kız ikrarında 6 erkana, musahiplik
ikrarında ise 12 erkana bağlanır. 12 erkan en son aşamadır. Onikili esasa dayalı
olan ikrar sisteminde ilk aşamayı oluşturan oğlan ikrarı ile 3 erkana, ikinci
aşamayı oluşturan kız ikrarı ile 6 erkana, son aşamayı oluşturan musahiplik
ikrarı ile de 12 erkana bağlanmış olunur. Erkanlar katlı esasa
dayalıdır.
Kazdağı
Türkmenlerinde cemlerde icra edilen; seki erkanı, lale erkanı, tekne erkanı,
tebdil erkanı, natır erkanı gibi uygulamalar, Buyruklarda bahsi geçmesine rağmen
diğer Alevi grupların cemlerinde uygulanmazken Tahtacılar'da
uygulanmaktadır.
Kazdağı
Türkmenlerinde, musahiplik ikrarında aynı cemde ikrar alanların bundan sonraki
cemlerde yürütecekleri 12 hizmetten birinin cem erenleri huzurunda verilmesi ve
bundan sonraki yaşamlarında o hizmeti yürütmekle yükümlü tutulmaları, yalnızca
verilen hizeti yürütmeleri, diğer hizmetlerin icrasına karışmamaları ve hizmetin
icrasından sonra cemden çıkmaları gibi uygulamalar, bireylerin geleneğe
hakimiyetini zayıflatmakta, bireyin bir başka hizmeti yürütmesi mümkün
olamamaktadır.
Diğer Alevi
gurupların cemlerinde de hizmetler mutlaka bir şahsa verilmekle ve o icrasından
sorumlu tutulmakla beraber, bir kişinin birden fazla hizmeti yürütmesi de mümkün
olmakta, herhangi bir hizmet sahibinin cem bitinceye kadar cemden ayrılması
mümkün olmamaktadır. Bu da bireyin her hizmet hakkında yürüttüğü hizmet kadar
bilgi sahibi olmasını sağlamaktadır.
Kazdağı
Türkmenlerinde musahip ikrarı sonrası, musahiplerin babaları tarafından ayrı
ayrı cebrail kesilerek oğlunun musahibini bu da artık benim evladımdır diye
topluma tanıtması uygulaması da diğer Alevi guruplarda olmayan bir
uygulamadır.
Diğer Alevi
guruplarda, oğlan ikrarı ve kız ikrarı aldırma da yoktur. Evlilikte kıyılan bir
dede (tarikat) nikahı vardır ama, bu nikah Kazdağı Türkmenlerindeki kız ikrarı
kadar ayrıntılı ve pratiklerle bezeli değildir.
Kazdağı
Türkmenlerindeki ikrar alma törenlerinin diğer bölgelerdeki Alevi guruplara
nazaran daha zengin uygulamalara sahne olduğu görülmektedir.
Ortaya konan bu
tespitler mülakat tekniği ile yapılan derlemeler sonucu ortaya çıkan bilgileri
içermekte olup, bazı eksikliklerin bulunabileceği akıldan
çıkarılmamalıdır.
Ancak Kazdağı
Türkmenlerinde, Anadolu'daki diğer Alevi-Bektaşi guruplarda da mevcut olan
kültürün korunmasına yönelik "sır" anlayışının hat safhada korunduğu ve
cemlerine girmenin bugünkü koşullarda mümkün olmadığı günümüzde, ortaya
koyduğumuz tespitlere ilişkin bilgilerin elde edilebilmiş olması da, bu alanda
başlangıç anlamında büyük önem taşımaktadır.
Gelecekte yapılacak
çalışmalarda belki de gözlem imkanı da sağlanarak tespitlerde bulunulması daha
sağlıklı sonuçlara ulaşmamızı sağlayacaktır.