Merhaba 
Ana Menü
|--> Forum
|--> Albüm
Son Ziyaretler
Hasan.Toparlak
28.03.2008 - 21:28
Admin
04.11.2006 - 7:00
Kazdağı Türkmenlerinde (Tahtacı) İkrar Aldırma
.: Yayınlanma tarihi: 04-Ock-2005 :: Okunma Sayısı: 778 :: Yorum :: Yazıcıya gönder :: Hepsini yazdır:.

ÇANAKKALE-BALIKESİR KAZDAĞI TÜRKMEN'(TAHTACI) LERİNDE İKRAR ALDIRMA
Piri ER

Balıkesir-Çanakkale Kazdağı Türkmen (Tahtacı) köyleri, dördü Çanakkale Ayvacık ilçesine bağlı; Güzelköy (Kısacıkaltı), Uzunalan, Tuztaşı ve Bahçedere köyleri, Balıkesir Edremit İlçesine bağlı Yedi Köy, iki mahalleden; Doyran, Arıtaşı, Kavlaklar, Tahtakuşlar, Mehmetalan, Çamcı, Hacıaslanlar köyleri ile Güre beldesi Yassıçal mahallesi ve Avcılar Köyü Kızılçukur mahallerinden oluşmaktadır.

Ayvacık'a bağlı Güzelköy, Uzunalan ve Tuztaşı köylerinde mescid, Bahçedere köyünde ise cami bulunmaktadır.

Edremit'e bağlı; Çamcı ve Doyran köylerinde cami bulunmaktadır.

Köylerin hiçbirinde cem evi yoktur. Cem'ler evlerde yapılmaktadır.

Cami ve mescid'lerin 1980 sonrasında yapıldığı dikkat çekmektedir. (Çamcı cami 1980, Güzelköy mescid 1987, Uzunalan mescid 1989)

Bu köylerde yapılan çalışmada köylülerce, cami ve mescitlerin köy halkı tarafından değil devlet eliyle yapıldığı, köylünün herhangi bir istekte bulunmadığı ve mescit ve camiye bayramdan bayrama gittikleri, namaz kılarken okunması gereken duaları bilmedikleri imama uyarak namazı kıldıkları, bu konudaki günahın imama ait olduğu, çünkü imamın bu iş için devletten para aldığı beyan edilmiştir.

Asıl ibadetlerinin ise cem olduğunu söylemektedirler.

Bölgede zayıflayan dedelik kurumu ve halkın dedelere karşı güveninin zayıflamasına rağmen, hayatın geçiş dönemlerine ilişkin bütün uygulamalarda dedelerin aktif etkilerini sürdürdükleri, dedesiz hiçbir eylemin gerçekleştirilmediği görülmektedir.

Tahtacıların yaşantıları üzerine epey bilgi var da tarihleri üzerinde pek birşeyler yok... Tahtacılar üzerinde, söz gelimi bir beğdili kadar, bir köy bektaşiliği kadar bilgi edinemiyoruz. Bunun bize göre bir nedeni de Tahtacıların süreç içerisinde ad değiştirmiş olmalarıdır. Önceleri bir başka adla Ağaç-Eri diye bilinirken sonradan farsça kökenli bir sözcüğe "tahta-tahte"ci Türkçe iş ekinin ulunmasıyla tahtacı olarak anılmaya başlamışlar. Peşine de şu soru akla gelmiş: Acaba bugünkü Tahtacıların tümü eski Ağaç Eri'lerin torunları mıdır? Yoksa zamanla çevrenin ve ekonomik koşulların orman içi ve ağaç işine attığı öbür Türkmen urukları da eski Ağaç-Eri'lere katıldılar mı? Bunun kesin yanıtını vermekten yoksunuz. Varsayımlar olabileceği üzerindedir. Peki kimdir Ağaç Eri'leri ve dolayısıyla kimdir Tahtacılar?

Bu sorunun bugün için tanımı rahat yapılır. "Genel olarak geçimlerini orman ürünlerinden sağlayan, geçmişte göçebe, şimdi ise yerleşik düzende yaşayan, Maraş'ın batısından başlayıp Toroslar boyunca uzanan, Ege'ye tırmanan ve Kaz Dağı yöresinde yuvalanan Türkmenlerdir. İnanç olarak tümü Anadolu Aleviliği içerisinde yer alan Tahtacılar, inanç bakımından öbür Alevilerden küçük ayrımlar taşırlar.

Tahtacıların menşei konusunda muhtelif görüşler mevcuttur.

Nejat BİRDOĞAN'ın ortaya koyduğu gibi Tahtacıların Ağaçeri'lerin devamı olduğu görüşü Faruk Sümer, Besim Atalay, M. Şakir Ülkütaşır, Harun Güngör gibi yazarlar tarafından da savunulmaktadır.

Bunun yanında J.H. Mordtmann, Fransız Babinger, Baha Said, Özkul Çobanoğlu gibi yazarların temsil ettiği ve Tahtacıları değişik Türk oymaklarıyla ilişkili hale getirmeye çalışan görüşler de bulunmaktadır.

J.H. Mordtmann ve Franz Babinger Tahtacıları Çepnilerin, Çetni ve Çetmi'lerin bir kolu olarak görmektedir.

Özkul Çobanoğlu; Tahtacıların bir kolunu oluşturan Şehepli'lerin Rumeli'den geldiklerini ve Aktav tatarlarının yahut Sarı Saltuk Türkmenlerini çocukları olduklarını söylemektedir.

Yusuf Ziya Yörükan ise isim benzerliğinden çok, örf ve adet bakımından, Orta Asya'da ve Anadolu'da birlikte yan yana yaşamış olma bakımından, bugün Tahtacı adıyla anılan aşiretlerin, Bayatlarla birlikte Anadolu'ya gelmiş olan Tahtacıların bir devamı olabileceği kanaatindedir.

Yabancı uyruklu bazı yazarlar, Tahtacıların menşei itibarıyla Türk olmadıklarını Türkleşmiş veya Müslümanlaştırılmış oldukları hususunda çeşitli iddialarda bulunmuşlardır.

Felix von Luschan, tahtacıların Küçük Asya'nın eski halkı Likya (Lycia)'lıların bir devamı olduğunu iddia etmiş; H. Raubinson, Tahtacıların Yahudi asıllı olduklarını; pek çok misyoner ise Müslümanlaştırılmış Rum veya Ermeniler olabileceğini ileri sürmüştür.

Bu farklı yaklaşımlara rağmen, Tahtacıların öz ve öz Türk oldukları, Türkçeden başka hiçbir dil bilmedikleri, Orta Asya Türk örf ve adetlerini en saf şekliyle koruyan bir kitle oldukları, pek çok araştırmacı tarafından ittifakla kabul gören bir görüştür.

Tahtacıların sosyal yaşamları ve inanca dayalı pratikleri günümüzde dahi yeterince araştırılmış ve açıklığa kavuşturulmuş konular olmayıp, bu zengin ve özgün kültürün vakit kaybetmeden kapsamlı ve sistematik araştırmalarla tespit edilmesi gereğini vurgulayarak, yapılacak çalışmalara malzeme oluşturacağı ve bir başlangıç teşkil edeceği inancı ile bildiri konumla ilgili bilgilerin sunumuna geçiyorum.

Anadolu Aleviliğinde yola giriş ya da yol mensuplarınca kabullenme anlamında yapılan törenler bütününe ikrar alma denilmektedir. İkrar bireyin topluma karşı verdiği söz ve bu ahdin toplum tarafından onaylanmasını ifade eder.

İkrar alma; yola girme ve yol mensuplarına kabul görme anlamında değerlendirildiğinden, ikrar almış kişinin yolun kurallarına kayıtsız şartsız bağlılığı esastır. Yolun yasakladığı suçlardan birisinin işlenmesi ikrarın bozulması ve kişinin yoldan uzaklaştırılması anlamına gelmektedir ki bu düşkünlükle cezalandırılmaktadır. Anadolu Alevilerindeki en ağır düşkünlüklerden birisi de ikrar bozma da verilen düşkünlüktür.

Anadolu Alevilerinin toplumsal yaşamında bu denli önemli bir yer işgal eden ikrar alma diğer Alevi guruplarca günümüzde sadece musahip ikrarı alma şekline dönüşmüşken, Buyruklarda geçen oğlan ikrarı, kız ikrarı ve musahiplik ikrarı şeklinde üç aşamalı bir ikrar sisteminin Kazdağı Türkmen (tahtacı) larında yaşatıldığı görülmektedir.

Kazdağı Türkmenlerinin ikrar alma törenlerindeki hizmetlerin de diğer bölge Alevilerinden farklılıklar taşıdığı ve zenginlik arz ettiği görülmektedir.

OĞLAN İKRARI:

Erkek çocuk aklı ermeye başladıktan sonra, bu daha çok 7-12 yaş arası olarak kabul edilir, oğlan ikrarı aldırılır.

Günümüzde daha küçük yaşlarda da ikrar aldırılmaktadır. Buna gerekçe olarak da ikrar almamış çocuğun oğlan ikrarı kurbanından yiyemiyor olması gösterilmekte ve bu mahrumiyeti engellemek için ikrar daha küçük yaşlarda aldırılmaktadır.

Oysa bu törende dede tarafından çocuğa verilen öğütlerin anlaşılır ve uygulanırlığı açısından çocuğun aklı erer bir yaşta olması önem taşımaktadır.

İkrar törenleri köylerde cemevi olmadığı için genellikle büyük evlerde ya da ikrar alan kişinin evinde gerçekleştirilmektedir.

Cemevinde dede gelip postuna oturduktan sonra rehber gelip dedeye niyazını vererek (yer ya da dedenin dizini öperek) dedenin sağındaki yerini alır.

Delilci ise niyazını verdikten sonra dedenin soluna oturmaktadır.

Delil uyanmadan hizmet yürümeyeceği için önce delil uyandırılır. Delinin fitilini delilci bacısı getirir.

Delilci delili uyandırdıktan sonra şu gülbenk okunur.

"Ali Bismillah destur; yeri göğü yaradan, varı yoğu bir eden, kırklar, üçler, beşler, gelmişler geçmişler, evliyalar ermişler yardımcınız olsun. Cenabı Allah'ın Şefaatı üzerinizde olsun. Oniki İmamlar şefaatını esirgemesin."

Daha sonra Şemsi dolu gülbengini alır. Dolu gülbenginde giriş bölümü delil günbengi gibi olup son bölümünde

"Dolumuz Ali dolusu olsun, yolumuz Ali'nin yolu olsun Şefaatçımız Onikiler olsun" sözleriyle bağlanmaktadır. Rakı dualandıktan sonra dolu adını almaktadır. Dolunun özleri birlediğine inanılır.

Dolu dualandıktan sonra önce Şemsi hayrı himmetini yetirir, yanı içer, daha sonra dedeye dolu sunulur. Daha sonra kurbancıya hizmet dolusu verilir.

Kurbancı cebraili kestikten sonra elindeki kanlı bıçağını iki eli ile tutarak hizmet darına durur ve duasını alır. Dışarıda kurbancı bacısı "Çömçeci" Cebraili hazırlayıp ateşe korken içerideki cemaata "erenler lokma konuyor" diye duyurulur.

Ceme ikrar almış bütün köylü çağrılır. İkrarı olmayan ikrar kurbanından yiyemez, hizmette bulunamaz.

Rehber bacısı tarafından bir tür dokuma olan "Fatma Ana Döşeği" meydana atılır. Bu döşek rehber bacısı tarafından getirilir.

Rehber çocuğu dışarıda hazırladıktan sonra kapının eşiğine niyaz ettirir. Üç defa "Hü erenler katar uzatıyorum" diye destur verir. Dede ve cemaat da "Hü katarlarınız uzun olsun erenler" diye cevap verirler. Rehber ve Çocuk döşek üstünde erenler huzuruna gelir ve rehber "el ele el hakka, arşa kadar size teslim" der ve çocuğu dedeye teslim eder. Dede her ikisini de önünde diz çöktürür. Rehber belinden çıkardığı kuşağı çocuğun boynuna takar.

Dede "eline, diline, beline sahip olacağına, büyüklerine saygı küçüklerine sevgi göstereceğine, vatana millete hayırlı bir insan olacağına yemin eder misin" diye üç kere tekrarladıktan ve her tekrar sonunda "Allah eyvallah" teyidini aldıktan sonra, rehber ve çocuğu döşek üstünde erenler darına kaldırır. Erenler darı Mansur darıdır. Bu darda vücut öne eğik durumda yüz yere bakarken iki el yanlarda sallanır. Sağ ayak başparmağı sol ayak başparmağı üzerine konur.

Dede "özüm darda yüzüm yerde, ayıbımı gösteren dostumdur, ne diyorsunuz bu yeni sofu hakkında" diye cemaata sorar.

Cemaat "katarları uzun olsun der" ondan sonra dede gülbenkini okur.

"Bismillah destur. Yeri göğü yaratan, varı yoğu bir eden, kırklar, üçler, beşler, gelmişler, geçmişler, evliyalar, ermişler yardımcınız olsun. Oniki İmamlar yolunuz olsun, şefaatçiniz olsun. Dolunuz Ali dolusu olsun, yolunuz kevser ve Ali yolu olsun. Oniki İmamların şefaati Cenab-ı Allah'ın selamati üzerinizden eksik olmasın, ya Allah ya Muhammed ya Ali aşkına, gelecek günlerin, kerem evliya gerçeklerin demine hü diyelim, erenler evliyalar gaziler" der.

Ondan sonra onları döşeğe yatırır, rehber sağda çocuk solda olmak üzere. Rehber açıkta kalan sol kolunu, çocuk da sağ kolunu birbirlerine dolarlar. Dede onları selevatlar.

"Destur iman destur şah, Salman-ı Pak"

Önce elini döşşeğe dokundurup sonra dudaklarına dokundurarak sofulara niyaz verdirir. Daha sonra aynı şekilde sofuların omuzlarına dokunup elini dudaklarına götürerek niyaz verdikten sonra, sol eli ile sağ kolunu dirsekten tutup sağ elini sağa doğru sallayarak sırtlarını sıvazlayıp, her sıvazlayışta döşşeğe ve omuzlarına niyaz verir. Bu işlemi üç kez tekrarladıktan sonra dede "destur kalkması bir Allah" der.

Rehber ve sofu yerden kalkar, sofu sağ dirseğini yere kor, sağ dirseğini yerden ayırmadan sol eli ile tutarak Dededen başlayarak cemaatin elini öper, bu işlem rehberin öncülüğünde gerçekleştirilir. Bu Yanyatıra bağlanmanın simgesidir. Çocuk artık niyaza bağlanmış olur.

Bundan sonra Mansur darına durup gülbengi alınır.

Daha sonra Fatma ananın adı anılarak Fatma Ana Döşşeğinin gülbengi verilip döşşek, döşşek sahibi olan rehber bacısı tarafından kaldırılır.

Ondan sonra "sakka baba" gelir sakkanın bir adıda "gölcü" dür. Gölcü suyu getirip önce delilin niyazını verir. Ya Allah Ya Muhammed Ya Ali deyip delilin altındaki tabağa üç defa su döker, bu tabağa dede elini dokundurup dudağına değdirmek suretiyle niyazını verir. Daha sonra gölcü dedenin parmaklarına ve cemaate üç kere su dökerek abdest aldırır, sonra ayağa kalkıp gülbengini alır.

Gülbengin giriş bölümü diğer gülbenklerde olduğu gibi olup içinde şu değişik ifadeler kullanılır.

"Gölcü baba hizmetinin yorşuman (kabul) olsun. Kerbela çölünde susuz yatanların ruhu şad olsun....."

Gölcü gittikten sonra çömçeci yani kurbancının bacısı ki kurbanı pişiren kişidir, hazır olması için uyarılır. Bu ara kurbancı sofrayı atar ve duasını okur.

"Allah Allah diyelim, kadim Allah diyelim, erenler Hak sofrası; Hak versin biz yiyelim, gerçekler demine Hü" der, cemaat kurbana niyaz verir.

Delilin önüne baş cemaat denilen dede rehber, delilci ve yeni sofunun bulunacağı sofra atılır. Kesilen cebrailin ciğeri de bu sofraya konulur. (Delilin önü hiçbir zaman kapatılmaz) atılan bu sofraya cemaat niyazını vererek" yürüyenin işi yürüsün" derler.

Bütün sofralar serildikten sonra dede cemaata cemaat hazır mısınız der, hazır cevabını alınca, yürüyenin işi yürüsün der, sol eli ile sağ elini dirsekten tutup, sağ elini etin bulunduğu tabağa değdirip dudaklarına dokundurarak sofranın niyazını verir.

Yemekler bittikten sonra dede yiyen var mı anlamında "cemaat Hû Hak yetire mi " diye sorar, (Hak yetirenin anlamı cemde kesilen bir horozu 100 kişi de yiyebilir, bu lokma doymak için yenilen bir lokma değildir. Hak lokmasıdır, onun için yenilen bir tek lokmayla dahi doyulur, Hak yetire ile bu ifade edilir.) Cemaat "Hak yetire dedemoğlu" dedikten sonra sofra toplanır.

Daha sonra sofra gülbengi çekilir. Sofra gülbenginde giriş aynı olup şu farklı ifadeler bulunur.

"Kurbanınız kabul olsun, Şah İsmail'in ruhu şad olsun, yediğimiz içtiğimiz hak lokması olsun, yiyen içen kullara helal olsun, bereketi bol olsun..."

Daha sonra kurbancı sofrasını alır.

Gölcü yeniden gelir bir elinde sakka suyu bir elinde süpürge, gölcü süpürgeci hizmetini de yürütür. Bir elinde sakka suyunu tutarken öbür eliyle tuttuğu süpürgeyle Allah, Muhammed, Ali diyerek üç kere yeri süpürür. Daha sonra su ile üç sefer delilin niyazını verir.

Kurbancının bacısı çömçeci cebraili o pişirdiği için kurbancıyla birlikte o dara gelip gülbengini alır, çekilmeden önce kurbancı veya çömçeci yere kapanır, kapandığı zaman delilci Mansur darına kalkar, delilin gülbengi verilir. Delilin erkanı verildiği zaman sofu erkana bağlanmış olur. Oğlan ikrarı alınmış sofu üç erkana bağlanmış olur, bundan sonra yapılacak oğlan ikrarlarına katılıp, kesilen kurbandan yiyebilir.

KIZ İKRARI:

Kız ikrarı düğünün bitiminde zifaftan önce aldırılır.

Cem evinde dede, delilci, rehber, yan sağdıcın nikah şahitleri ve cemaat toplanır.

Yan sağdıcı oğlan ikrarı almış olan damadın arkadaşlarından biridir. Görevi, kıyılan dini nikahta şahiteri hazırlamaktır. Şahitler Yan sağdıcın annesi tarafından davetlenirler.

Cem evine girmeden önce dışarıda dede damadı donatır (giydirir) rehber ise yan sağdıcı giydirir. Efe başı denen bayraktar damadın arkasında, kâhya yani bayraktar yardımcısı ise yan sağdıcın arkasında durur.

Önlerine konulan bakır leğenlerin içinde bulunan elbiseler üç kez selavatlanır.

"Peygambere selavat
Seyyidine Muhammed
Kutlu olsun diyenin akibeti hayırlı olsun"

Selavatlandıktan sonra gömleği giydirilip tülek üzerinde başına kızıl kavuk dolanır, elbisesi selavatlanarak giydirildikten sonra dede ve rehber damadın kınasını yakar. Kına selavatlandıktan sonra damat zifaf döşşeği (pamuk yastık) üzerine dikilir. Damadın sağ eli kınalanıp damat elini üç kez bu döşşeğin üzerine sürer. Bekar gençlerden istekli olan varsa onlara da kınadan verilir.

Dede damadı dualayıp içeri gönderir.

"Öte tapın beri tapın eşine tapın. Allah bir yastıkta kocatsın, mesut bahtiyar eylesin"

Cem evinde delil uyandırılıp gülbenk çekilir. Gelin de başı yapılmış olarak hazır bekler. Elin de bulunan mendil (tura) Allah, Muhammed, Ali diyerek üç kere çekilir. Bu arada kapının girişine bir tarafından bayraktar diğer tarafından bayraktar yardımcısının tuttuğu bir ip gerilir. Damat bu ipi kırarak cem evine girer. Damadı içeri getiren bekar arkadaşları dışarı çıkarken cemde bulunanlar muhabbet olsun diye, ellerinde bulunan tura denilen mendillerle bekar gençlere tozunu silkercesine üç kez vururlar. Bekar olanlar hizmette bulunamaz dışarıdan seyredebilirler.

Damat selavatlandıktan sonra gelinin yanına dikilir.

Herkes oturur. Dedenin sağında rehber, solunda delilci, delilcinin solunda sağdıcın babası oturur. Solda sağdıç babası sağda rehber yürütür katarını.

Dedeye kuru üzüm getirilir. Dede rehbere Hû rehber baba çitf mi tek mi deyip üç beş tane üzüm uzatır. O da çift ola bana gele der. Aynı şekilde delilci tarafından da başlatılır. Rehber tarafından (sağdan) giden gelin kızda, Delilci tarafından (soldan) giden damat'da bağlanır.

Üç kez çiftlendiği zaman Fatma Ana'yı temsilen rehber bacısı dışarı çıkar damat ve gelinle birlikte Fatma Ana Döşşeğini getirir.

Döşşek gelip serildikten ve gülbengi çekildikten sonra Fatma Ana temsilcisi olan rehber bacısına "katarını al gel" denir. Rehber bacısı sala keten denen bir bağı gelinin boynuna takarak alıp gelir.

Eşşiğe niyaz verdikten sonra "katar uzadıyom erenler" der.

Kızın ikrarı verilir (nasihat içerikli sözler söylenip dua edilir.)

Kız ikrarı verildikten sonra kız gidip eşini alır gelir.

Gelin kız eşiğinin sağ elinden tutup kapı eşiğine niyaz verdikten sonra, eğilip diz üstünde Fatma Ana Döşşeği'nin üzerine gelir, Delilin niyazını verip, Mansur darına kalkarlar.

Daha sonra dedenin önünde diz çökerler. Dede damadın ve gelinin sağ ellerini birbirine tokalaşır şekilde tutturur ve onları nikahlar.

"Kanı kandan, teni tenden, Hakk'ın yanında, şu halkın huzurunda ve şahitliğinde severek ve isteyerek kimsenin tesiri altında kalmadan siz birbirinizi aldınız kabul ettiniz mi?"

Gelin ve damat, Allah eyvallah deyip kabul ettiklerini ifade ettikten sonra birbirleri ile niyazlaşırlar (sağ sol ve tekrar sağ omuza niyaz verirler) Dede aynı nasihatı üç kez verdikten sonra eşleri Mansur Darına kaldırır ve sorar.

"Girdiğin Hak kapısı, durduğun Mansur Darı. Ne gördünüz ne geçirdiniz şu güne kadar"

Çift; "Allah eyvallah der"

Dede; "Hak özünüzünen, siz nasılsınız birbirinizinen" dedikten sonra, eşler birbiri ile niyazlaşırlar.

Dede cemaate sorar: "Özüm darda, yüzüm yerde, ayıbımı gösteren dostumdur diyor bu sofular, haklarında ne diyorsunuz" der.

Cemaat: Allah mesud etsin, bir yastıkta kocasınlar, katarları uzun olsun, bir daha dörtlü istiyoruz bunları erenler döşşeğine" der. (Dörtlü olmak müsahip tutmak anlamındadır) Artık eşler erkana bağlanmış olurlar. Kız ikrarında çiftler altı erkana bağlanmış olurlar. Bundan sonra üç erkanlı ve altı erkanlı hizmet olan yerlerde bulunabilirler. Altı erkana bağlananlar katar semahı yapabilirler.

Sofra atılıp lokmalar yenildikten sonra cem birlenir. Kız ikrarında kesilen kurbanın suyu ile pişirilen pilav kaşık kullanılmadan ince yufka ile yenilir.

MUSAHİPLİK İKRARI

Evlenip musahip olmaya karar verenler bu isteklerini rehber vasıtasıyla dedeye iletirler. Dede onlara bir mürebbi tayin eder, mürebbi bir süre onları eğitip rehbere teslim eder, rehber de dedeye teslim eder (el ele/el hakkâ) ikrarın ne zaman alınacağı belirlendikten sonra cemde kullanılacak malzemeyi almak üzere (kurban, çerez, dolu vb.) Şemsileri görevlendirir. Alınacak malzeme tuz dahi yazılarak şemsilere verilir. Alınan malzemeler "ulu şemsi" yani yaşlı şemsinin evinde hazırlanır. Cemevi kirlenmesin diye çerezler kabukluysa ayıklanır, temizlenecek başka şeyler varsa temizlenir.

Cem toplandığında dede ve delilci haricinde cem evinde en az oniki bacı oniki erkek bulunması gerekir.

Dede posta, rehber sağa, delilci soluna oturur. Büyük musahip bacısı dedeyle rehberin arasına küçük musahibin bacısı dedeyle delilcinin arasına, büyük musahip kapının sağına, küçük musahip ise soluna otururlar.

Delilci, "erenler Hû delili uyarıyorum" diye cemaata destur verdikten sonra delili uyarır. Daha sonra cemaat rehberden başlamak üzere bir sağdan bir soldan önce bütün erkekler delilin niyazını verir. Daha sonra kadınların katarbaşı delilcibacısı anabacıyla birlikte delilin niyazını verdikten sonra, diğer bacılar delilin niyazını verip en son musahip bacıları delilin niyazını verirler.

Delil uyandıktan sonra şemsiler birisi dolu tutup biri meze tutup Mansur darında gülbengini alır. Dolu gülbengi çekilirken dolunun biri ki buna "yoz dolu" denmektedir gülbenklenmez, bu dolu ceme giremeyen oğlan ikrarı almış bekar gençlere verilir.

Musahipler rehber öncülüğünde cemaatten rızalık aldıktan sonra şemsi tarafından üç dolu dağıtılır. Daha sonra musahipler bacılarla birlikte, rehber yanlarında olmak üzere gülbenklerini alırlar. Rehber geçip dedenin sağındaki yerine oturur.

Daha sonra kurbancı kuzuyu getirir. Ön ayağını askıya aldıktan sonra, dede kuzunun önce alnını sonra iki gözünü üçer kez öpmek suretiyle niyazını verip delilin de niyazını verdikten sonra yerine oturur. Daha sonra, rehber, cemde bulunan erkekler, büyük ve küçük musahip, anabacı, rehber bacısı rehberin öncülüğünde kurbanın niyazını verdikten sonra bacılar delilci bacısından devam etmek üzere, sağlı sollu kurbana niyaz verirler, en son musahip bacıları kurbanın niyazını verdikten sonra, kurban dara alınıp gülbengi çekilir. Kurbancı alıp gider. Şayet kurban içeriyi kirletmişse musahipler tarafından temizlenir. Dışarı çıkarılan kurban kesildikten sonra musahiplerin omuzlarında tuttukları bir sopaya asılarak derisi yüzülür. Musahip bacıları da kurbancının eline su dökerler.

Kurbancı ciğerleri ve böbreği külleme denen ateş korunda pişirilir. Buna "sadık" denir. Sadık'ı içeri getiren kurbancı gülbenki çekildikten sonra, çayını şekerini alıp dışarı çıkar, kurbancıyla birlikte gelen musahipler içeride kalırlar.

Dede ulu şemsiyi çağırır, ulu şemsi dolunun ağzını açar.

"Bade seni bade seni
Vermem yade seni
Münkürün ne hakkı var
Zerre kadar tada seni"

Nazlım gözlüm, yiyelim içelim oniki imamlar aşkına, hayrı himmet eyleyin evliyalar erenler gaziler dedikten sonra delinin altında bulunan tabağa üç kez doludan dökerek delinin niyazını verir. Daha sonra bir dolu doldurup hayrı himmet eyleyin evliyalar erenler deyip cemaatden gayret eyle şemsi baba yanıtını aldıktan sonra doluyu içer.

Geçmişte kahve fincanı büyüklüğünde bakır kaplarda dolu içilirken, günümüzde porselen fincanlarda dolu içiliyor.

Şemsi daha sonra bir dolu dedeye uzatırken elini öperek niyazlaşır. Dede doluyu aldıktan sonra önünde duran sadıktan bir parça büyük musahibe uzatarak, "Hü sofu baba

Doluya dolu gerek
İçene Ali gerek
İçmeyene ne gerek
Ali dolusu bu,

Hayrı himmet eyleyin evliyalar erenler" der ve büyük musahip doludan bir yudum içer. Ardından dede bir parça sadık uzatır, büyük musahip dedenin elini öperek sadık'ı alır. Dede aynı şekilde küçük musahip ve bacılara da dolu ve sadık verdikten sonra musahipler birbirleri ile omuzdan niyazlaşırlar ve yerlerine otururlar.

Daha sonra dede bir dolu doldurarak şemsi babaya verip dolusunu iade eder.

Bundan sonra iki şemsi bacısı hizmet için çağrılır. Bacıların elinde "urup" adı verilen bir ölçek vardır bu genellikle bir bardaktır, meze (kuruyemiş) dağıtmakta kullanılır.

Önce her sofuya bir dolu bir sadık olmak biri dededen, biri rehberden başlamak üzere sağdan ve soldan dağıtırlar. Dolusunu ve sadık'ını alan kişi niyazını verir, en son musahipler ve bacılara verilir.

Daha sonra şemsi bacıları değişir. Onlar da dede ve rehberden başlamak üzere biri sağdan biri soldan bir dolu ve birer urup meze dağıtırlar. Dolu erkeklerden başlayıp Fatma Ana'yı temsilen dede ve rehber bacılarına ve diğer bacılara verildikten sonra en son musahip bacılarına verilir. Herkes yerine oturduktan sonra erkanlar başlar.

Güvender nefes ve semahları okur. Güvendere destur verilip, dolusunu alırken cemaatden arzu eden olursa "dedem oğlu kan almak istiyoruz" diyerek bir ihtiyaç molası (sigara, tuvalet v.b.) verilmesi istenir. Verilen arada dışarıda hizmet yürütmekte olan ekmekçi, kurbancı gibi hizmet sahipleri içeri çağrılarak ihtiyacı olan şeyler ona verilir, ayrıca dışarıya da bir şemsi tayin edilir.

Dedenin bir ihtiyacı olup dışarı çıkması gerektiği durumlarda yerine rehber ya da yoz dedelerden birisi oturur.

Verilen aradan sonra rehber cemaatı çağırır. Cemaat yoz dedeye ve delile niyaz edip yerine aldıktan sonra cemaat Mansur darına durup, asıl dede yoz dede ile niyazlaşarak görevi devir alır.

Güvender destur verilip, bir de dolu verildikten sonra, iki nefes okur, üçüncü nefeste ki bu nefes Hz. Hüseyin'in adı geçen "dar nefesi" dir, bu nefeste bütün cemaat tek dizi üzerinde dara gelir, şahlandıktan sonra herkes rahat hareketini alır.

Güvender nefeste, kalk anabacı rehberimizi semaha kaldır dedikten sonra, anabacı kalkar dedilin niyazını verir, sonra rehberle omuzdan niyazlaşırlar. Mansur darında dar semahı yapacakları için çoraplarını çıkarırlar.

Rehber semaha kalktığında dede, delilci ve musahipler hariç cemaat dara durur. Dar semahı dönülmeden darda el ve vücut hareket ettirilerek yapılır. Semah sözlerinde sah bağlandığı zaman herkes yerine oturur. Rehber sırtı dedeye ve delile gelmemek üzere üç kez döner. Ondan sonra bir bacı bir erkek tarafından semahın yeldirme bölümü icra edilir. İlk semahı anabacı ve rehber döner, başka kimse katılmaz.

İkinci semaha rehber bacısı delilciyi kaldırır. Delilci delili niyazla yoz delilciye teslim eder ve semaha kalkar. Dar semahı yaptıkları halde dede ve rehberin yaptıkları semahlar dışında cemaat dara kalkmaz. Semahın sonunda bir sağdan bir soldan semahçılar girer, onlar üçlü olarak gülbengini aldıktan sonra yerlerine otururlar.

Daha sonra tebdil erkanına geçilir. Tebdil erkanında bir kadın erkek, bir erkek de kadın kıyafeti giyer. Bunlara siz necisiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz, bu dergahta sizin yolunuz var mı diye sorulur.

Cevap olarak; Kerbeladan gelip Horasan'a kadar gidiyoruz, dergahtaki (herhangi bir hizmet söylenerek) hizmetin sahibiyiz derler.

Bu erkan Hz. Hüseyin'in oğlu Zeynel Abidin'in Kerbela olayından kız kıyafeti giydirilerek kurtarılmasına telmihan yapılır.

Güvender Kerbela olayı ve Hz. Hüseyin'den bahseden üç nefes okur, bu sırada cemaat sol dizleri üstünde dururlar. Üçüncü nefeste şah'landıktan sonra dede destur verir ve cemaat rahat pozisyonunu alır.

Daha sonra büyük musahip iki eli ve iki dizi yerde olmak üzere cemaat huzuruna gelir ve anabacı veya rehber babası tarafından üç kez selavatlanır.

Destur iman destur şah
Selman-ı pak
İşte geldi melekler
Hak'ka kabul olsun dilekler
Benim elim değil şah ustad'ın eli

Üç kere selavatlandıktan sonra, erenler Hü, bu seki iyi seki değil mi? diye sorar.

Cemaat iyi seki erenler der.

Bu üç defa tekrarlanır.

Anabacı cemde bulunanların tek tek isimlerini söyleyerek benim niyazım hak değil mi diye sorup, o kişilerle niyazlaşarak yerine oturur. Bacılar sırayla sekiye kalkarak niyazlaşır, en son büyük musahip bacısı gelip selavatladıktan sonra cemaata niyaz verir en son delile niyazını verip oturur. Sekiden sonra cemaat mansur darına kalkar, hizmet gülbengi verilir.

Seki erkanı Kerbela olayından sonra Hz. Hüseyin'in kafilesindeki kadınların Kerbela'dan Küfe'ye kadar çıplak develerin sırtında götürülüşlerine telmihan yapılır.

Daha sonra küçük musahip çağrılıp sırtüstü yatırılır ve tekne erkanına geçilir. İki bacı iki erkek birbirleri ile niyazlaştıktan sonra sırtüstü yerde yatmakta olan küçük musahibin baş ve ayak taraflarına dururlar. Tekne burda yıkanmanın temizlenmenin sembolüdür. Bacılar ve erkekler karşılıklı olarak diz çöktükten sonra bacılar ellerine birer mendil alır.

Pınara vardım yıkandım
Oniki imam pınarında çalkandım

diye başlayıp devam eden sözlerle erkanı tamamladıktan sonra Mansur darına kalkıp hayırlısını alırlar.

Tekne erkanı Yezit kuvvetlerinin Kerbela'da Hz. Hüseyin'le birlikte bütün erkekleri öldürdükten sonra, kadınları Şam'a götürdüklerinde, kadınların kanlı çamaşırlarını yıkamasına telmihen yapılır.

Daha sonra oniki kişi tarafından rehber öncülüğünde leley dönülür (lale erkanı)

Laleyi böyle dikerler
Laleyi böyle koklarlar

Sözleri eşliğinde semah şeklinde erkan yürütüldükten sonra, hizmet yürütenler dara durup hayırlısını alır.

Leley dönüldükten sonra Natır'a geçilmektedir. Bir erkek yere oturur baba rolündedir, bir erkek de oğul rolünde onun başında bekler. Aralarında şu diyalog geçer.

- natır oğlum natır
- buyur baba
- al beni üçlere götür

oğul babayı kaldırdığında hem delile hem de birbirlerine niyaz veriyorlar. Daha sonra,

- natır oğlum natır
- buyur baba
- beni altılara götür
- eyvallah baba

yine niyazlaşma yapılır.

Üçüncü defada

- natır oğlum natır
- emret baba
- al beni onikilere götür

oğul babayı alıp cemaatın başına götürdüğünde dar-ı Mansur'a kalkılıp gülbenk alınmaktadır.

Daha sonra sakka suyu, zemzem suyu dağıtan hizmet sahibi Gölcü gelip etrafa kokular sıkar.

Dede rehbere musahiplari dışarıda nasihatlamasını söyler.

Fatma Ananın temsilcisi rehber bacısı dışarıdan döşşeğini (bir tür dokuma) getirip yere attıktan sonra hayırlısını alır.

Ondan sonra dışarıdan katar istenir. Rehber katarını dörtlü olarak alıp gelir ve döşşeğin üstünde Mansur darına durup birbirlerine niyaz verdikten sonra döşşek üstüne yatarlar. Rehber sağ tarafta büyük musahip solda, küçük musahip büyük musahibin, büyük bacı küçük musahibin, küçük bacı da büyük bacının arkasında yatarlar. Bu halde dede tarafından selavatlanırlar.

Daha sonra rehber tarafından Yanyatır'a bağlanırlar. Yanyatır'a bağlanmak sağ kol dirseği döşşekten kaldırılmadan sol elleri ile döşşeğin etrafındaki cemaatın elini öperler, bu sırada döşşeğin etrafındaki cemaatta döşşeği tutar. Eli öpülenler, musahiplere evliya muradını versin derler. Çünkü artık onlara yapılacak bir şey kalmaz, oniki hizmete bağlanmış olurlar.

Daha sonra kurbancı çağrılır. Pişirilen kurban sofralar serilerek yenilir. Sofralar toplandıktan sonra gölcüler çağrılır.

Gölcü: "Üç bacı gördüm carı çalar, sakın kımıldamayın sakka suyu döner, kanı kana katanlar, teni tene katanlar, Kerbela çölünde susuz yatanlar, hayr-ı himmet eyleyin evliyalar, erenler, gaziler deyip üç damla su damlatarak delilin altındaki tabağa delilin niyazını verir. Daha sonra dededen başlamak üzere su dağıtılır.

"Sakka sak, Salman-ı pak, aşk olsun içene rahmet olsun geçene, eri gördüm ere hizmet, piri gördüm pire hizmet, İmam Ali, Hasan, Hüseyin aşkına, oniki imamlar aşkına hayr-ı himmet eyleyin evliyalar, erenler, gaziler" der, dara durup gülbengini alır.

Daha sonra musahipler kendilerine bir hizmet verilmek üzere içere çağrılır. Bundan sonraki cemlerde yürütecekleri hizmet, kendilerine ve cemaate danışılarak verilir.

Ondan sonra oniki hizmetin hepsinin sıra gülbenkleri çekilir. Hepsi bittikten sonra dışarıdan kuyucu-çömçeci gelir, hayırlısı verilir.

Sonra delilci kendi darına durur. Delilci gülbengini aldıktan sonra cem bağlanmış olur.

Eskiden hizmetini alan musahip bacıları anabacı önderliğinde cemden sonra bütün köyü gezerek biz şu hizmeti aldık diye duyurulurken günümüzde köyün büyüklüğü göz önüne alınarak bu hizmet de cem sonrası cem evinde yetirilmektedir.

Musahip ikrarında yapılan masraflar her iki musahipçe eşit olarak karşılanır. İkrarın ertesi sabahı hizmet sahipleri ve musahipler toplanır, yapılan masraflar hesaplandıktan sonra, hizmet yürütenlere de sembolik anlamda hizmet karşılığı verilir.

Musahip ikrarında bir ya da birkaç gün sonra musahiplerin babaları da bir cebrail keserek onlar da ikrar verirler ve oğullarının musahibini artık benim evladımdır diye tanıtırlar. Buna "kardeşlik lokması" adı verilir. Bu töreni her iki baba da ayrı ayrı yapar, üç nefes okunup üç semah dönülür.

Musahiplik ikrarı verenlerin bir süre sonra bir de öz kurbanı vermeleri gerekir. Öz kurbanı musahipliğin yenilenmesi, teyid edilmesi anlamını içerir. Öz kurbanındaki masraflar da musahiplerce ortak karşılanır.

Musahiplerden birinin eşinin ölmesi ve ikinci evlilik yapması durumunda yeni eşin musahip kavline girmesi için "ağız açma" denen bir tören yapılır. Ağız açmada bütün masraflar ikinci kez evlenen musahip tarafından karşılanır.

DEĞERLENDİRME

Bir şeyin sağlam tarafı, temel direği demek olan rükn kelimesinin çoğulu olan Erkan cem icrası içerisinde ortaya konan uygulamalar olarak tanımlanabilir.

Erkan; cemde hizmet sahiplerinin yaptığı hizmetler dışında, ikrar verenlerin aktif ya da pasif katılımıyla gerçekleşen faaliyetleri içerir. İkrar veren kişi cemdeki hizmetlerin icrasına karışmazken, erkanlara aktif yada pasif olarak katılır ki bu erkana bağlanmak olarak ifade edilir. Alevi-Bektaşi terminolojisinde ise erkan yola girme töreninin bütününü ifade eder.

Oğlan ikrarında icra edilen üç erkana bağlanan kişi, kız ikrarında 6 erkana, musahiplik ikrarında ise 12 erkana bağlanır. 12 erkan en son aşamadır. Onikili esasa dayalı olan ikrar sisteminde ilk aşamayı oluşturan oğlan ikrarı ile 3 erkana, ikinci aşamayı oluşturan kız ikrarı ile 6 erkana, son aşamayı oluşturan musahiplik ikrarı ile de 12 erkana bağlanmış olunur. Erkanlar katlı esasa dayalıdır.

Kazdağı Türkmenlerinde cemlerde icra edilen; seki erkanı, lale erkanı, tekne erkanı, tebdil erkanı, natır erkanı gibi uygulamalar, Buyruklarda bahsi geçmesine rağmen diğer Alevi grupların cemlerinde uygulanmazken Tahtacılar'da uygulanmaktadır.

Kazdağı Türkmenlerinde, musahiplik ikrarında aynı cemde ikrar alanların bundan sonraki cemlerde yürütecekleri 12 hizmetten birinin cem erenleri huzurunda verilmesi ve bundan sonraki yaşamlarında o hizmeti yürütmekle yükümlü tutulmaları, yalnızca verilen hizeti yürütmeleri, diğer hizmetlerin icrasına karışmamaları ve hizmetin icrasından sonra cemden çıkmaları gibi uygulamalar, bireylerin geleneğe hakimiyetini zayıflatmakta, bireyin bir başka hizmeti yürütmesi mümkün olamamaktadır.

Diğer Alevi gurupların cemlerinde de hizmetler mutlaka bir şahsa verilmekle ve o icrasından sorumlu tutulmakla beraber, bir kişinin birden fazla hizmeti yürütmesi de mümkün olmakta, herhangi bir hizmet sahibinin cem bitinceye kadar cemden ayrılması mümkün olmamaktadır. Bu da bireyin her hizmet hakkında yürüttüğü hizmet kadar bilgi sahibi olmasını sağlamaktadır.

Kazdağı Türkmenlerinde musahip ikrarı sonrası, musahiplerin babaları tarafından ayrı ayrı cebrail kesilerek oğlunun musahibini bu da artık benim evladımdır diye topluma tanıtması uygulaması da diğer Alevi guruplarda olmayan bir uygulamadır.

Diğer Alevi guruplarda, oğlan ikrarı ve kız ikrarı aldırma da yoktur. Evlilikte kıyılan bir dede (tarikat) nikahı vardır ama, bu nikah Kazdağı Türkmenlerindeki kız ikrarı kadar ayrıntılı ve pratiklerle bezeli değildir.

Kazdağı Türkmenlerindeki ikrar alma törenlerinin diğer bölgelerdeki Alevi guruplara nazaran daha zengin uygulamalara sahne olduğu görülmektedir.

Ortaya konan bu tespitler mülakat tekniği ile yapılan derlemeler sonucu ortaya çıkan bilgileri içermekte olup, bazı eksikliklerin bulunabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.

Ancak Kazdağı Türkmenlerinde, Anadolu'daki diğer Alevi-Bektaşi guruplarda da mevcut olan kültürün korunmasına yönelik "sır" anlayışının hat safhada korunduğu ve cemlerine girmenin bugünkü koşullarda mümkün olmadığı günümüzde, ortaya koyduğumuz tespitlere ilişkin bilgilerin elde edilebilmiş olması da, bu alanda başlangıç anlamında büyük önem taşımaktadır.

Gelecekte yapılacak çalışmalarda belki de gözlem imkanı da sağlanarak tespitlerde bulunulması daha sağlıklı sonuçlara ulaşmamızı sağlayacaktır.

.: Tahtacılık Başlığına Dönüş :: Belgeler Ana Sayfasına Dönüş :.
Function viewpage in module subjects returned.

Anlaml? internet